Bugün bizim, yarın kimin?
Vatan · 25 Şubat 2009
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
Beyaz atının üstünde Ayasofya’ya doğru yola çıktığında, öğleden sonraydı. Üstünde altın ve gümüş işlemeli kaftanı, rahvan sürdüğü safkan Arap atına attırdığı her adımda, büyük tarihe bıraktığı nal izinin tadını çıkarır gibi ağır ilerliyordu.
Arkasından saray erkanı, vezirler ve ulema geliyordu.
Atından, tapınağın içine girince indi ve Konstantinopolis’te ayağını ilk kez, Ayasofya’nın kutsal zemininde yere bastı.
Sunağa yaklaşınca bağırdı:
“Allahüekber!”
Dünyada eşsiz kubbenin, altında toplananlara katlayarak geri gönderdiği bu haşmetli olduğunca ürkünç nara üzerine, şeyhülislam tekbir verdi ve hep birlikte namaza duruldu.
Megalo Ecclesia,(\*) cami olmuştu.
Konstantin Augusto kilisenin yapımını emrettiğinde yıl 325’ti. İnşası 5 yıl 10 ay 10 gün sürmüştü ve... Bir Apollon tapınağının üstüne kurulmuştu.
Devran dönüyordu.
Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’dan sonraki durağı, yine Konstantin Augusto’nun 1100 yıl önce yaptırdığı emperyal Bizans Sarayı oldu.
Osmanlı’nın genç sultanı, sarayın viran ve karanlık koridorlarında yürürken, bu kez bir dua değil, Şahname’den bir mısra okudu :
“Örümcek Kısra’nın penceresinde perdedarlık yapıyor,
Baykuş Efrasiyab’ın kalesinde nöbet bekliyor.”
***
Son romanım Destina’nın (Literatür, 2008) bir sayfasını oluşturan bu sahneyi, elbette kendi hayal ettiğim gibi yazdım, ama içeriğini uydurmadım. Gerek yerli, gerek yabancı kaynaklar, Fatih Sultan Mehmet’in Konstantinopolis’e girişini izleyen saatleri üç aşağı beş yukarı benzer bir mizansenle aktarıyorlar.
Acaba Fatih’in torunları olmakla övünen ve İstanbul’un fethini her yıl bir öncekinden daha içler acısı bir parodiyle kutlayanlardan kaç kişi Fatih’in okuduğu beyitin anlamını biliyor?
Kısra’nın ne, Efrasiyab’ın kim olduğunu söyleyebilecek kaç Fatih torunu çıkar ?
Aynı topraklarda Doğu Roma İmparatorluğu demek olan Bizans’ın 1128 yıl tutunduğunu, Osmanlı İmparatorluğu’nun ise 623 yıl hüküm sürebildiğini, Ayasofya’nın -arada yıkılıp yakılıp yeniden yapılması dahil- hem Doğu Roma, hem Osmanlı imparatorluklarını aşan ömrüyle 1684 yıldan beri üzerinden akıp giden tarihe tanıklık ettiğini düşünen var mı acaba?
Elbette var düşünen. Hem de çok.
Kuşkusuz tarihçiler hangi uygarlıkların gelip geçtiği bir kavşakta yaşadığımızı biliyor ve bildikleri üzerine düşünüyorlar. Hayranlıkla okuduğumuz, eşsiz anlatımını şerbet içer gibi dinlediğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı başta, pek çok Türk bilgini yazdıkları kitaplarla paylaşmaya, aktarmaya çalışıyorlar birikimlerini, bilmek ve öğrenmek isteyenlerle.
Ama kaç kişiye ulaşıyorlar?
15 milyonluk İstanbul ve 70 milyonluk Türkiye’nin varisi olduğu tarihi bilmek ve öğrenmek isteyenlerin sayısı milyonlarca mı, binlerce mi, yoksa yüzlerce mi?
Hristiyanlığın ilk resmi tapınağı, çünkü Roma devletinin kurduğu Ayasofya’nın, aynı Roma’nın eski resmi dininin baş tanrısı Apollon tapınağının üstünde yükseldiğini bilseler, camiliğinin de, müzeliğinin de geçici olabileceği gelmez mi akıllarına?
Böyle bir olasılığı öngörebilseler, bugün sahibi oldukları bu toprakların acz ve cehaletle muhafaza edilemeyecek kadar önemli olduğunu anlamazlar mı?
Fatih Sultan Mehmet, daha Konstantinopolis’in kapısından girerken biliyordu çağ kapatıp çağ açan Türk Osmanlı fethini, ancak gelmiş geçmiş mirasına sahip çıkar, korursa sürdürebileceğini. Yoksa, o mirasın atası Konstantin Augusto gibi her fatihin bir sonu olduğunu, uygarlıkların çarpıştığı bu topraklarda her fethi bir yenisinin izlediğini de biliyordu.
Bugün Fatih’in torunları olmakla övinen cahiller, sadece İstanbul’u talan etmiyor, fethin sonunu getiriyorlar.
Çünkü tarihini öğrenmedikleri bir coğrafyanın, dünya açısından stratejik öneminin de farkında değiller.
(*) Büyük kilise