Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Şimdi sırası mı?

Vatan · 9 Mart 2009

Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.

İnşaatlarda, altyapı kalitesi nasıl aranmazsa, zihniyetlerin sonucundan ibaret olaylarda da hep üst yapı tartışılır, asla temele inilmez.

Ne zaman eleştirilen sonun başlangıcı çürük temele inmeye, yaygın kanı olmaktan başka hiç bir dayanağı bulunmayan sözde gerçekleri irdelemeye kalksanız, “şimdi sırası mı?”dır.

Atatürkçülüğü kendi güdük kalıpları içine hapsedip eleştirel, dolayısıyla yaşamsal alandan çıkarıp derin dondurucuya kaldıran ceberrut zihniyeti sorgulamaya çalışırsınız, tam da Atatürk’e saldırılan bir zamanda sırası değildir.

Oysa Atatürk’e yapılan haksızlığı ve sayısı giderek artan saldırganların varlığını hazırlayan, belki de asla sorgulanma sırası gelmeyen bu zihniyet, bu Atatürkçülük bendeleridir.

Bendeleridir diyorum, çünkü Atatürkçü geçinen bu zevat, Atatürk’ün yerleştirmek istediği “sorgulayan yurttaş” bilincinden çok uzak, anlamak değil tapınmak ihtiyacı gösteren bir topluluk oluşturmaktadır.

İmparatorluklardan doğan tüm ülkeler gibi, Türkiye de topuğunda Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan dikenler taşır. Bu dikenler Ermeni sorunudur, Kürt sorunudur, Osmanlı’yı paylaşmak için saldırıp yenilen Yunanlılara misilleme olarak Rum yurttaş sevgisizliğidir, Alevilere karşı yüzyıllardır devam eden ayrımcılıktır, hatta Hilafet’ten kalan Sünni devletçilik anlayışı, bugün ivme kazanan dincilik ve tarikatçılıktır.

Ne zaman bu dikenlerden birini çıkarmak için “yaraya” dokunmaya kalksanız, Türkiye’nin mutlaka başka bir önceliği vardır, geçmişle hesaplaşmanın, gerçeği aramanın, gocunmadan kabullenmenin, eğriyi doğrudan ayırıp aydınlanmanın, hasımlarla barışmanın sırası asla gelmez.

AKP iktidarı ülkeyi her anlamda perişan ederken, bu iktidara alternatif oluşturamayan muhalefet lideri Baykal’ı eleştirmenin sırası değildir.

Ben bir CHP’liyim ve ne zaman artık partimin başında görmekten bıktığım, hiçbir umudumu, ilkemi, ülkümü ve heyecanımı temsil etmeyen Deniz Baykal’a karşı bir yazı yazsam, pek çok CHP’li okurumdan “Baykal’ı eleştirmenin şimdi sırası mı?” tepkisi alırım.

Baykal da hep muhalefetin başı kaldığından, ne eleştirme sırası gelir, ne de değiştirme...

Oysa AKP’yi iktidara getiren, iktidarda tutan ve zaten iktidardan indirmeyecek olan, tam da ezeli muhalefet kalmaya kararlı ve Türkiye’de sosyal demokrasinin iktidara gelişini önlemekten başka işe yaramayan, Baykal’ın ta kendisidir.

CHP liderliğinde kendisine biçtiği ya da dışardan telkin edilen ‘ezeli muhalefet’ misyonu o kadar açıktır ki, Deniz Baykal, genel seçim havasına giren yerel seçim hesaplarını, kendi partisinin kazanacağı oylar üzerinden değil, AKP’nin kaybedeceği oylar üzerinden yapmaktadır.

CHP lideri Baykal, belli bir oy oranının altına düşmeden ve belli bir oy oranının üstüne çıkmadan “muhalif kalma” gayretine öylesine kaptırmıştır ki kendisini, seçim yarışında AKP için koyduğu yüzde 52’nin altı başarısızlık, üstü başarı çıtasıyla, CHP’ye bu çıtayı aştırmak niyetinde, dolayısıyla kendisinin yarışmacı bile olmadığını itiraf ettiğinin farkında değildir!

Oysa seçimlerde CHP’nin performansını değil, AKP’ninkini ölçü alan böyle bir itiraf, Deniz Baykal’ın “Türkiye’de sosyal demokrasinin iktidara gelmesini önlemek” amacıyla yüklendiği gizemli misyonu da ele vermektedir.

Ama Baykal’ı tartışmanın sırası asla gelmediğinden, Türkiye AKP iktidarından ancak AKP kendi beceriksizliğine yenildiği zaman kurtulacak.

Bu beceriksizlik de kendisini cehalet olarak gösteriyor ve ekonomik kriz, AKP’nin çakacağı sınav.

Küresel ekonomi öylesine bir darboğazda ki, ticaretle sınırlı bir bilgi birikimiyle aşılamaz ve AKP iktidarı, krizin büyüklüğünü anlamakta bile gösterdiği acz ile ekonomik cehaletini eleverdi.

Ekonomik cehaletin entelektüel cehaletten ayrılamayacağını tartışmanın bence tam sırası.

Çünkü bu krizden ancak bilgi birikimi yüksek, kadın erkek eşitliği daha dengeli, özgür düşünce, dolayısıyla yeni bir felsefe ve çözümler üretebilen toplumlar en az yara alarak çıkacak.

Diğerlerinde çığrından çıkan şiddet ve hadise olasılığı yüksek.