Tünelin ucu
Vatan · 30 Mart 2009
Hani bir sabah kalkarsınız, camların ötesinde masmavidir gökyüzü.
Ne doğal gaza gerek kalmıştır, ne oduna kömüre, ne elektriğe, hatta ne de tezeğe: Güneş ısıtmıştır evi.
Pencereleri açarsınız, ılık bir rüzgâr dolar içeri. Meyveye duracak çiçeklerin kokusunu taşırken ciğerlerinize, yolda rastladığı kuşların cıvıltısını da yüklenip getirir kulaklarınıza.
Bazen çok uzun yollardan gelmesi gerekir.
Parkı bahçesi tarumar edilen kentlerde bulamadığı rayihaları nereden toplar, egzoz gazlarının arasından nasıl sıyırıp geçirir, belli olmaz. Ama bir gün, bir sabah mutlaka gelir, eser çiçek kokulu o ılık rüzgâr. Ve bulabildikleri her dala tutunan kuş sesleri üstünden eksilmez asla.
İlkbahar gelmiştir. Nihayet! diye fısıldarsınız kendi kendinize.
Birdenbire hafifler yüreğiniz. İçinize sevinçlerin en doğalı, çünkü doğa yenilenirken bir kez daha tanık olmanın, hayatta kalmanın sevinci dolar.
Aval aval bakakalır, aptal aptal gülümsersiniz, öylesine, nedensiz.
Çok kötü zamanlar geçiriyor olsanız da gülümsersiniz, çünkü doğanın yaşam mucizesini tekrarladığı, kuruyup solanı yeniden canlandırdığı, ağaçların, insanların ve hayvanların aynı zamanda, aynı mekânda, aynı kurala uyduğu tek boyuttur, ilkbahar.
İşte bu yüzdendir ki kişisel bir neden gerektirmez, tüm canlılara aynı umudu paylaştırdığı için gülümsetir.
Dün sabah, çok uzun zamandan beri ilk kez böyle bir ilkbahara uyandım ben de.
Gözlerimde güneş, kulaklarımda kuş cıvıltıları, çok uzun zamandan beri pencereleri kapanık yüreğimde, umut rüzgârları esiyor.
Seçim sonuçlarından söz ediyorum elbet!
Dün sabah birdenbire, özgürce soluk aldım. Ve birdenbire anladım ki, çok uzun zamandan beri, kepenkleri gözümün önünde tek tek indirilen bir ülkenin tutsağı hissediyordum kendimi. Bir yanda susturulmuş, korkutulmuş, sindirilmiş insanlar, bir yanda susturanlar, korkutanlar, sindirenler, uyanık gördüğüm bir kâbusun içinde debeleniyordum.
Umudum kalmamıştı.
Şimdi yeşeriyor, artık var.
Ben bu seçim sonuçlarını, Türkiye nüfusunun yüzde 60’ının AKP’nin ülkeyi adım adım sürüklediği dikta rejimini görüp reddettiği yorumuyla algılıyorum. Yolsuzluğa, haksızlığa, hukuksuzluğa ve şımarıklığa kadar olduğunca, hemen herkesin telefonda konuşmaya korktuğu, her an bir bahaneyle hapse atılabileceğine ve masumiyetini kanıtlayamayacağına inandığı bir dönemde, zorbalığa ve baskıcılığa da karşı oy kullandığını düşünüyorum.
Türkiye’nin yıllardır kanına girmiş faili meçhul örgütlenmenin, saygın ve titiz bir hukuk devleti çerçevesinde çözülüp cezalandırılması hepimizi sevindirecekken, Ergenekon davası sürecinin AKP’nin dokunulmazlığı olmayan muhaliflerini mapuslukla terbiye ve yandaş medyaya sızdırılan kayıtlarla, muhalif düşünen istisnasız herkesi dinlenip gammazlandığı korkusuyla sindirmek için kullanılması, bence epeyce oy kaybettirdi iktidara.
AKP’nin oy kaybında kuşkusuz ekonomik krizin de etkisi var, ancak henüz büyük değil. Bugüne kadar seçim ekonomisi sürdüren AKP iktidarı, ekonomik krizin derinleşmesi durumunda daha çok oy kaybeder ve umut verecek bir muhalefet karşısında erken ya da zamanında genel seçimlerde, 2003 yılında iktidara tattırdığına benzer bir hezimete uğrayabilir.
Bu seçim sonuçlarından asıl mesaj alması ve sonuç çıkarması gereken CHP’dir. Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ikilisinin İstanbul genelinde sağladığı yükseliş, Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki gelişmiş bölge halklarının bilinç direnişine eklenince, CHP’nin özellikle başkan değiştirdiği yeni bir yapılanmayla Türkiye’nin yelkenlerini umutla şişireceğinin ve iktidara gelebileceğinin işaretidir.
Yelkenleri pupa yelken bir CHP’nin kaptanı, elbette ki Deniz Baykal olamaz, artık olmamalıdır.
Yerel seçim sonuçları Türkiye’nin önünü açtı, ufkunu kapatan tek partili tünelin ucu göründü, evet. Ama şahsen, bu seçimlerde katakullinin eksik olmadığını ve elektrik kesintilerinin arkasında 2007 seçimlerine benzer oyunların oynandığını düşünüyorum. Örneğin merak ediyorum: 2007’den 2009’a bulunan 6 milyon seçmen sonuçları nasıl etkiledi? Kimin işine yaradı? Ahırlara yazılan seçmenler kime oy verdi, bilmek isterdim doğrusu.