Barack’ın barakası
Vatan · 8 Nisan 2009
Barack Hüseyin Obama’nın her iki adı ve soyadı, Kenyalı babasınınkiyle aynı.
Barack ve Obama Orta Afrika kökenli, Luo dilinden türeyen isimler. Barack sözcüğü, Luo dilinde “kutlu” anlamına geliyor.
Genç Obama, babasından gelen Arapça Hüseyin’liği, “Müslüman olan büyükbabamdı, ama babam agnostikti” diye geçiştiriyor...
Belki salt başkanlık öncesi karışık gibi görünen aile durumunu açıklamak, belki de babasını çok sevdiği için yazdığı ve anılar kadar, kendisine karşı kullanılabilecek -kolejdeyken esrar içtiği gibi- masum hataların itiraflarını içeren kitabı, boşuna taşımıyor “Babamın Düşleri” başlığını.
Gerçekten de ırklar ve dinler üstü bir göçmenlik geçmişi var Obama’nın. Kansaslı bir anne ve Kenyalı bir babadan Honolulu’da doğuyor. Baba Obama anavatanı Kenya’ya dönmek isteyince, çift boşanıyor. Annesi yeniden evlenince genç Barack’ın Endonezyalı bir üvey babası oluyor (Lolo Soetoro). Altı yaşındayken, ailesiyle birlikte Jakarta’ya taşınıyor. On yaşında, annesinin ailesiyle yaşamak üzere Havaii’ye dönüyor. ABD’ye vardığında, koskoca delikanlı. Başarılı öğrenim sürecinde, ülkenin ‘yerlisi’ olabiliyor nihayet.
Böyle bir çocukluk, elbette çokuluslu bir iz bırakır insanda. Göçmenlik, daha geniş bir dünya vizyonu kazandırır.
Ne var ki tüm göçmenler, elbette kutlu Barack, agnostik Hüseyin, afro Obama kadar “baraka” sahibi değil, bazıları hiç olamıyor.
Baraka, başlı başına büyülü bir kelime. İnsanların özlediği, aradığı, umutla beklediği ve bulduğu zaman sevinçle haykırdığı raslantıyı, iyi talihi, “şans”ı ifade ediyor.
Arapçada, talih kuşu konduğu zaman birinin başına, “Baraka!” diye haykırılıyor sizin anlayacağınız.
Obama’nın 45 yıllık geçmişini okumadan önce, ben de Barack adının Arapça “baraka”dan türediğini sanmıştım. Yanılmışım.
Ama insanlığın büyük çoğunluğu gibi, benim de kanım ısındı Barack Obama’ya. Umarım dünyaya, uyandırdığı umutlara eşdeğer bir tarihçe bırakır.
***
Talih kuşu “baraka” her şeye rağmen salt büyük başlara konmuyor, sevgili okurlar. Bazen toplumsal anlamda mütevazı kelleleri de es geçmediği gibi, hiç umulmadık, hatta mezar ya da hapisanede bitmeye mahkûm yaşamların da imdadına yetişiyor, talihsizliği talihe çeviriyor.
Baraka, Almanya doğumlu Abbas ve Hasan kardeşlerin başını da işte bu kontenjandan ‘şerr’e karşı korudu...
29 Ocak 2009 gecesi, Berlin’in en ünlü kuyumcusu soyulmuş, hırsız ya da hırsızlar tam 5 milyon Avro’luk bir vurgunla kayıplara karışmıştı. Ancak soyguncular, olay yerinde bir eldiven teki unutmuşlar ve tabii eldivende el sahibinin DNA’sı vardı.
Alman polisi, eldivendeki DNA’dan, Abbas ve Hasan kardeşlere ulaşmakta gecikmedi. İkisi de gözaltına alındı.
Ama gerek biri, gerek öteki, Nuh deyip peygamber demediler.
Kuyumcunun soyulduğu gece Berlin’de bile değildiler. Eldiven tekine dair: “İnanılmaz bir komplo, bizi bu işe bulaştırmak isteyen biri koymuştur!” diye yanıt verdiler ve bütün baskılara karşın, sözlerinden dönmediler.
Berlin polisi, iki kardeşten hiç olmazsa birinin kuyumcu soygununa karıştığına emin. Zaten eldivendeki DNA da polisi doğruluyor. Ancak “baraka” işte bu noktada devreye giriyor ve suçlu kardeşi suçsuza karıştırıp, polisin elini ayağını bağlıyor.
Çünkü Abbas ve Hasan, sadece kardeş değil, ikiz. Üstelik, biyolojik tıpta “monozigot” diye adlandırılan aynı yumurta ikizi, dolayısıyla kromozomları tıpatıp aynı.
Polisin elindeki yegâne ipucu DNA, hangisinin malum gece kuyumcuda olduğunu kanıtlayamıyor.
Alman yargısı, yasal sürenin sonunda zanlıların geçici tutukluluğunu kaldırmak, Abbas ile Hasan’ı polisin çaresiz bakışları önünde salıvermek zorunda kaldı.
Ve Alman kamuoyu, “baraka”nın kurtardığı ikizleri Bild gazetesinin kapak fotoğrafında, Berlin polisine dil çıkarırken tanıdı.
Umarım Barack Obama’nın da bir “baraka” ikizi yoktur. Birisi dünyaya kaşıkla umut verirken, diğeri sapıyla çıkarmaz.
Bugüne kadar her küresel haydutlukta ABD’nin DNA’sını taşıyan bir parmak izi vardı da, ikircikliyim...