Dar kapı
Vatan · 13 Nisan 2009
Toplumsal kimliği oluşturan kültür birliğini aynı din ve aynı dile dayandırmak, “ulus” kavramının kuşkusuz en bütüncü tanımıysa da en az kullanılanı, çünkü tarihin coğrafyada ıskartaya çıkardığı bir daralmadır.
Genleşmek zorundaki toplumlar çoğu zaman ya din ya dil çerçevesinde kimlik oluşturur ve aynı dili konuşmayan din bütünlüğüne “ümmet”, aynı dini paylaşmayan dil bütünlüğüne “millet” demek, ülkelerin sınırlarını -etnik kökenli istemlerle- içerden oymadığı zaman kabından taşıran, uzaktaki köylere gidilmese de “benim” dedirten ortak kültür şemsiyeleridir.
İşte Azerbaycan, “Tek millet iki devlet” sloganıyla böyle bağlıdır Türkiye’ye. Ve bu ülkenin tarihi, aynı dili paylaşmanın aynı dini paylaşmaktan daha güçlü bir kimlik oluşturduğunun kanlı kalıtı, canlı kanıtıdır.
Azerbaycan Türkleri, Şiidir. Eğer ulusal kimliklerini din belirleseydi, İran’a asimile olmaları gerekirdi. Üstelik, yaşadıkları yurdun tarihte Osmanlı ile İran arasında çizilip bozulan sınırları, 19. yüzyılın başında İran ile Rusya arasında ikiye bölündü ve en büyük dilimi 20. Yüzyıl’ın sonunda İran’ın siyasal coğrafyasına yazıldı. Günümüzde, İran’daki Azerbaycan, bağımsız Azerbaycan’dan daha büyük ve daha kalabalık: İran’a kalan Azerbaycan’da, İranlıların iddiasına göre 13 milyon, İran’ın başını ağrıtan, çünkü asimile edilemeyen Azerbaycan milliyetçilerine göre ise 30 milyon Türk yaşıyor. Oysa SSCB yıkıldıktan sonra bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan nüfusu 8,5 milyon...
Ama hepsi Türkçe konuşuyor. Lehçe elbette değişik, belki onların Türkçesi daha özgün, belki -Alevilerin koruduğu ölçüde- bizimki. Ama anlıyoruz birbirimizi.
Azerbaycan, çileli bir yurt. Yarısından fazlasını İran iç ettiği gibi, Rusya’dan sonra SSCB’nin sultasına giren toprakları, Ermenistan ve Gürcistan’la birlikte Transkafkasya Federasyonu’nda birleştirildi.
Stalin, bölgede nüfus çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’dan ayırıp Azerbaycan’ın cebine koydu.
Yine Stalin, Türklerin yaşadığı Nahçevan’ı da Azerbaycan’dan koparıp, Ermenistan’a iliştirdi.
Bu “embedded” cepler, SSCB’nin yıkılmasından sonra patlamakta gecikmedi ve Azerbaycan’la Ermenistan arasında 1988’den 1992’ye kadar aralıklarla süren savaş, Ermenilerin zaferiyle sonuçlandı: Dağlık Karabağ, işgal edilen Azerbaycan topraklarında açılan bir koridorla Ermenistan’a bağlandı.
1993’te Türkiye, Azerbaycan’la dayanışma içinde Ermenistan sınırını kapattı.
Aynı yıl BM Güvenlik Konseyi de aldığı dört kararla, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesini öngördü.
Ama Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin ’Kıbrıs’tan çekil’ kararlarına nasıl uymuyorsa, Ermenistan da o gün bugündür bu kararlara uymuyor.
Buna karşın, Türkiye’nin kapattığı sınır, Ermenistan için gerçekten acıklı bir ambargo ve etkili olmakla birlikte, Azerbaycan’ın sorununu çözemedi, kendisi için de epeyce zararlı oldu.
Yanıtı yarına.