Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Kumrular ve çocuklar

Vatan · 20 Nisan 2009

Baharda âşık olmuşlardı birbirlerine, bu kesindi. Ama dişisi ne zaman hamile kalmış, erkeğine nasıl müjdelemiş, nasıl karşılanmış, hangi sevecen gurultularla kederde ve sevinçte beraberlik kararı almışlardı, belli değildi.

Bu yıl benim evime bahar, güneşe açtığım pencerelerden değil, panjurların gölgesinden çıkıp geldi.

Uzun bir yolculuktan sonra döndüğüm evde, çevik hırsızlar su borularından tırmanmasın diye kapalı tuttuğum panjur kanadıyla pencerenin arasındaki bir karışlık mekânda, bir çift kumru yuva yapmıştı.

Sevişen insanlara seyran olan samanlık gibi, el kadar iki kızıl kumru da çerçöpten bir aşk döşeğiyle yetinmiş, iki minik yumurtanın üzerinde kuluçkaya yatıyorlardı.

İki hafta süreyle, insanların unuttuğu bir doğa dengesi dersi verdiler bana.

Erkek egemenliğini sürdürmek uğruna kadını kapadığı kafeste kendisi de yalnızlaşan ve acımasızlaşan çağ dışı insanların aksine, muhteşem bir eşitlik içinde davranıyordu, kumrular.

O iki yumurta, asla yalnız ve sıcaklıktan mahrum bırakılmadı.

Sırayla kuluçkaya yatıyor, erkek beslenip döndüğünde dişisi havalanıyor, geceleri de yan yana nöbet tutuyorlardı.

Dün sabahtan beri iki minik kumru titreşiyor, kırıp çıktıkları yumurta kabukları özenle temizlenmiş aşk yatağında...

Ana babalık sorumluluğunu da aynı titizlikle paylaşıyor, çifte kumrularım. Bir biri, bir öteki öpüp koklayıp besliyor yavruları.

Çağ dışı insanların, “büyüsün de bana baksın” çıkarcılığıyla yaptıkları çocukların sırtına bindirilen vicdan yükünün aksine, bu kez de “karşılıksız sevgi”nin, büyüyünce yuvadan uçacak yavruları hayata hazırlamanın bilincini görüyorum onlarda.

Velhasılı, doğaya giderek daha çok dirsek çeviren, yasalarına ters düşen ve yaşamları, ölümden sonra kimsenin geri dönüp varlığına tanıklık etmediği bir dünyanın ödül ya da cezalarıyla düzenlenen insanların unuttuğu ve unutturduğu gerçekleri izliyorum kumruların hayata dair reflekslerinde.

Boşuna “kumrular gibi sevişmek” dememişler, gözleme dayalı bir insanlık dersiymiş meğer.

***

Erkekleri kızlardan ayıran toplumsal bir zihniyet yapılanmasında, namusu din iman söylemine dayandıran Hüseyin Üzmez gibi bir adamın taciz ettiği küçük kız için Adli Tıp Kurumu “ruh sağlığı bozulmamıştır” raporu veriyorsa, o toplumun zihniyet yapılanması, sahipsiz çocukları köle olarak görüyor ve yasakların gözünü döndürdüğü azgınların önüne yem olarak atıyor demektir. Kahraman bir kadın, çocuk psikiyatristi Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın cesur istifa dilekçesi, mağdur B. Ç’yi, mağdur çocukların bazen 10 kez genital muayene edildiğine bakılırsa, Hüseyin Üzmez gibilerine geçtikleri kıyaktan aynı zamanda zevk alan sözde bilirkişilerin elinden kurtardı.

Ama Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın atanıp istifa etmesinden önce, hiçbirisi ne çocuk sağlığı, ne de çocuk psikiyatrisi alanında ihtisas sahibi 40 üyeli bu kurum, acaba kaç çocuğun örselenmiş hayatını kararttı, kaç çocuğun yasa önünde eşitlik ve insanlık haklarını yedi, kaçını kadın yasaklı bir toplumda abazanlıktan gözü dönmüş erkeklerin azgın dürtülerine terk etti?

Türkiye’de insanları, çevre kirliliğinden kent yağmasına, toprak çölleşmesinden bitki ve hayvan katliamına kadar her alanda doğa saygısızlığıyla yetiştiren ve yeryüzündeki yaşamı, canı hiçe sayacak biçimde ölümden sonrasıyla avutup korkutan zihniyet, tecavüzcüleri aklayan adli tıp raporlarının da sorumlusudur.

Bu zihniyetin ruh ve beden sakatlığı da kadın erkek eşitsizliğinde başlar, yarattığı yalanı doğrulayan bir

kısır döngü olarak sürer.

Özelinde kızların, genelinde çocukların laik, çağdaş, dolayısıyla “özgür” yetiştirilmesinde tehlike görüp idealist eğitimcileri kodese tıkan da aynı zihniyettir, insanları Allah korkusuyla sindirip kadınları peygamber emriyle kapatan da aynı zihniyet.

Sahipsiz çocukları azgın abazanların önüne atmak da bu zihniyetin sürmesi için “supap” takmaktan ibaret bir işlevdir.

Bu zihniyetin kumrulardan öğreneceği çok şey var diyeceğim, ama onlar zaten kumruları da ya kovar ya da boğazlar.