Türk’ün aşkı başka
Vatan · 5 Mayıs 2009
Çocuklukta öğrenilen unutulmuyor mu nedir, Rus deyince benim aklıma hemen uyduruk figürlerle yapmaya çalıştığımız Kazaska dansı ve “Rus geliyor aşka, Rus’un aşkı başka...” nakaratı gelir.
Ama Ruslar, tutkulu aşklarıyla olduğu kadar, votka bağımlılıklarıyla da bilinirler. Nisan ayı başında dünya ajanslarına geçilen Moskova kaynaklı bir haber, Rus’un aşkı başkaysa, sarhoşluğunun bambaşka olduğunu kanıtladı:Aleksey Roskov adlı 22 yaşındaki Rus genci, eşi Yekaterina ile birlikte yaşadıkları apartman dairesinde önce üç litre votkayı lıkır lıkır içer. Sonra pencereyi açar ve genç karısının yuvalarından uğrayan gözleri önünde boşluğa atlar. Hem de beşinci kattan!
Yekaterina çığlık çığlığa pencereye koşar, aşağı bakar, panik halindedir, kocasını göremez, ama telefona sarılır ve polisi, bir ambülansla birlikte imdada çağırır. Ancak telefonu daha yeni kapatmıştır ki, dairenin kapısı açılıp içeri az önce pencereden atlayan kocası girmesin mi!..
Alexey 15 metre uçtuktan sonra düştüğü yerden kalkmış, apartmanın kapısından girmiş, sakin sakin beş kat merdiveni tırmanmış ve karşısındadır. Üstelik bir iki ezik çizik dışında gayet sağlıklı görünmektedir.
Yekaterina, eşinin yaralarını sarmaya hazırlanırken, inanılmaz olur, Aleksey yeniden pencereyi açar ve kendisini yine boşluğa bırakır!
Tam bu sırada yetişen polis imdat birimi tarafından yerden kaldırılan genç adam, zilzurna sarhoşluk dışında ikinci uçuşunu da önemsiz yara berelerle atlatmıştır!
Hastanede ayılınca, yaşadıklarını şöyle anlatır: “İlk atladığımda kendimde değildim, ne yaptığımı bilmiyordum. Ama merdivenleri tırmanıp eve girdiğimde, karım öyle çok bağırıyordu ki duymamak için evi terk etmek istedim ve en yakın çıkış, pencereydi...” ***Haberi okuduğumda, “acaba,” diye düşündüm, “Bir Rus değil de bir Türk vatandaşımız, üç şişe votka değil de üç şişe rakı içse, kendisini beşinci kattan hem de iki kez atar, üstelik hayatta kalır mıydı?” Düşük olasılık: Çünkü bunca rakıya bana mısın demeyecek Türk’ün cebinde üç şişelik para bulunmaz.
Aynı gün içinde üç şişe rakı parası çıkaracak Türk de ya içkiye dudak değdirmez ya da viski içer, şampanya içer, şarap içer, ama rakı içmez!
Diyelim ki hem içkiye günah demeyen Türk’ü bulduk, hem rakı içenini, hem de üç büyüklük “serveti” kredi kartını inletmeden çıkartıp tezgâha koyanını...
İşte o zaman sayın seyirciler, üç şişe rakıyı aynı gün devirdikten sonra ayakta kalmakla yetinmeyip pencereden iki kez atlayanına rastlamak gerekir ki, bencileyin imkânsız.
Ama hayat sürprizlerle doludur, olur mu olur, böyle bir Türk’ü (ya da Türkiyeli’yi) varsayarsak...
Üç şişe rakının parasını denkleştirip, gövdeye bana mısın demeden indiren Türkiye vatandaşı erkek, kendinden geçtiğinde kendini değil yanında kim varsa onu pencereden atar, biiir... Eğer yanındaki karısı ise ve üstelik dırdır ediyorsa, önce kötek ardından aşağı attığı kadıncağız, asla beş kat merdiveni yeniden tırmanacak halde olmaz, ikiii...
Bu ‘insani’ farklılıktan yola çıkarak toplumsal saptamalar yapmak, artık sizin elinizde. Nereye çekerseniz oraya gidebilecek kadar geniş bir yelpazede iş, kültür zenginliği kıyaslamasına kadar gider, Rus edebiyatı neden öyledir de Türk edebiyatı böyledire dayanır.
Bir de tabii iki toplumda, etnik kökeni farklı erkeklerin bile hiç fark etmeyen “kadın”a bakışını sorgulamak gerekir.
Ne gariptir ki savaşta aynı merhamet, aynı gaddarlık, aynı cesaret ölçülerini tutturan, dolayısıyla karakter olarak çok benzeyen Türkiye erkekleriyle Rusya erkekleri, barış zamanı gerek devlet baskısı, gerekse toplumsal şiddette bile aşık atarlarken birbirleriyle, aşk ve cinsellik konusunda taban tabana zıttırlar. Örneğin şiddetin kol gezdiği, canilerin Türkiye’dekinden bile katbekat fazla ve gözü kara olduğu Rusya’da, ister Kazak kökenli olsun ister Çeçen ya da Mujik, “aşka gelen Rus”ların, “kız alıp vermek” anlaşmazlığı yüzünden 44 kişiyi öldürdüğü duyulmamıştır. Acaba neden?