Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Bir nehir, bir şato, bin tarih

Vatan · 25 Mayıs 2009

Fransa’nın başkenti, her zaman Paris değildi. Krallığın “payitahtı” epeyce yer değiştirdi ve 15’inci yüzyıldan 16’ncı yüzyıla kadarki dönemde, tarihteki bütün büyük ya da önemli yerleşim merkezleri gibi ortasından su geçen Tours kentiydi.

Tours’un bir özelliği, Fransız edebiyatında referans alınan söylem ve yazım tekniğinin beşiği olmasıdır.

Tours kelimesinin Türkçede “kuleler” anlamına gelmesi boşuna değil. Çünkü kentin ve bölgenin ortasından geçen Loire nehri, bütün dünyadan görmeye gelinen birbirinden görkemli kaleler tarafından çevrilidir.

Bölgenin cömert doğası, şarapçılık tarihine altın harflerle yazdırdığı “zenginlik”le birleşince, kalelerin yanına savunma amaçlı olmayan görkemli saraylar da eklenmiş ve sonuçta, “Loire Şatoları” diye anılan efsane yaratılmıştır.

Büyüklü küçüklü 56 şatonun oluşturduğu güzergâh, bugün dünyanın dört bir yanından hem görmeye, öğrenmeye, hem de “şarap” tatmaya gelinen bir bölge.

Loire nehrinin kıyısını izleyen ve yemyeşil bir doğanın göz alabildiğine uzanıp yorgun ruhları dinlendirdiği Touraine bölgesi, tam bir yüzyıl süreyle İngiliz işgalinde kalmış ve İngiltere İmparatorluğu o yıllarda Fransa’nın başkenti Tours’u da topraklarına katınca, bir ara buraları “ebedi” mülkü sanmış!

Örneğin İngiliz kralları II. Henri ve oğlu Aslan Yürekli Richard, yine bu şatolardan Fontevraud Manastırı’na gömülmüşler...

Ama Fontevraud Manastırı’nın tarihi, İngiliz kraliyet mezarı olmadan çok önce, Katolik Kilisesi’nin günümüzde çok tartışılan bir kararına dayanıyor.

Papa’nın ruhani lideri olduğu Katolik Kilisesi’ni, diğer Hristiyan mezheplerden ayıran farklardan biri, ruhban sınıfının “cinsel orucu”dur. Başka bir deyişle, papazlar ve keşişlere evlilik de yasaktır, evlilik dışı ilişki de.

Oysa Katolikliğin ilk bin yılında, durum böyle değildi. Evet, ruhban sınıfı çoğunlukla erkeklerden oluşuyordu, ama aralarında kadınlar da vardı ve din adamları evlenip çoluk çocuğa da karışıyorlardı.

Ta ki Papa II. Urban, kadınlara ayin yönetmeyi yasaklayıp, papazlara ve keşişlere de “bekârlık” kuralını koyana kadar...

1095 yılında çıkan bu fetvayla, din adamlarının evlilik kayıtları iptal edildi, karıları köle tüccarlarına satıldı, çocukları sokak ortasına atıldı, kaderlerine terk edildiler.

Tüm Katolik ülkelerde olduğu gibi Fransa yolları da aç biilaç papaz çocukları ve köle tüccarlarının satın almadığı yaşlı, hasta kadınlarla dolmuştu.

Dine karşı gelmek kuşkusunun bile “yakılarak” infazla sonuçlandığı bu bağnazlık döneminde, Robert d’Arbrissel adlı “Tanrı delisi” bir köy papazı, Papa’nın acımasız fetvasını içine sindiremedi. Ortada kalan kadınları ve çocukları topladı, peşine taktı. Touraine bölgesine geldi. Onlarla birlikte, 1105 yılından 1160’a değin, Fontevraud Manastırı’nı inşa etti. Bir ölçü vermek gerekirse, Ayasofya büyüklüğünde beş ayrı yapıdan oluşan manastırda, kimsesiz, yoksul kadınlara, çocuklara kucak açan yurtlar ve toplum dışına atılan cüzzamlıların barındığı bir hastane kuruldu.

Robert d’Arbrissel, açıkça söylemeden Papa’ya isyan taşıyan bu girişimle de yetinmedi: Devasa bir “tapınak kent” görünümündeki Fontevraud Manastırı’nı yönetmekle kadın ruhban görevlendirdi. Sonraki yıllarda İngiliz Kraliyeti’nin tapınağı haline gelen bu manastırı, tarihte 16 keşiş kadın yönetti. Robert d’Arbrissel, bugün Katolik tarihinin ilk “feminist” din adamı kabul ediliyor.

Ne var ki, UNESCO’nun “mimari harika” seçtiği Fontevraud Manastırı, ancak 1800’lü yıllara kadar muhtaçlara şefkat dağıtabildi. Napolyon tarafından devlet hapisanesi haline getirilen şato, 1963 yılına değin Fransa’nın üç büyük tutukevinden biri olarak kullanıldı.

Bugün, olağanüstü bir sanat merkezi. Ve dünyaca ünlü orkestraların konserler verdiği, tiyatro, sinema festivallerinin düzenlendiği Fontevraud, kimsesizlerden mahpuslara acıyla yüklü tarihinden nihayet kurtulduğu dönüşümü, General De Gaulle zamanında Fransa’yı “dünyanın kültür merkezi” haline getiren Kültür Bakanı, dev yazar, agnostik André Malraux’ya borçlu...