Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Sat, Sevr’et, kurtul!

Vatan · 28 Mayıs 2009

Kutsal bir varlık üzerine yemin anlamına gelen ant ya da and sözcüğü aslen Arapça olduğundan katı kalamamış, Arabistan çöllerinin sıcağına dayanamayan tüm yeminler gibi sıvılaşmış ve güzel Türkçemizde “içilir” hale gelmiştir.

Bildiğiniz gibi bizim ellerde and edilmez, ant içilir ve benim bildiğim kadarıyla, başka hiçbir dilde tadılmayan su gibi içimlik yemin olgusu, yaşadığımız -daha doğrusu hayatta kalmaya çalıştığımız- bu ülkenin neden zıvanadan çıktığına, adaletin nasıl eridiğine ve insanlığın niçin cıvıdığına en gösterge kanıttır.

Çünkü parlamentoda edilen yeminlerden siyasal vaatlere, demokratik yasalardan kişisel sözlere, hiçbir şey tutulacak katılıkta kalamayıp, akıp gitmektedir ellerimizin, daha doğrusu dillerimizin arasından...

Okul çocuklarına içirilen andın kaldırılacağına dair bir rivayet var.

Kaldırsınlar, içimini satayım...

Seksen yıldır, “Türküm, doğruyum, çalışkanım!” diye and içtik ve içirdik de ne oldu?

Biz Türk olduk, doğru olduk, çalışkan olduk, evet. Ama bir bakın çevrenize, “Nesin, kimsin?” sorusuna kaç Türkiyeli “Türküm...” diye yanıt veriyor, kaçı “Kürdüm” ya da “Elhamdülillah Müslümanım” diye...

Bir doğru ve çalışkana beş basmıyor mu yoz ve beleşçi takımı?

Ya andın devamına ne demeli?

Yasası küçükleri korumak olanlar, Hüseyin Üzmez’i korudukları gibi kaç yüz, kaç bin, kaç milyon çocuğu kolladılar?

Büyükleri saymaksa, yapışana sıvışan bir kayganlıkta, maşallah ne sayanı bitiyor, ne sayılanı...

Kaldırsınlar, içimini de ihale edelim hatta, çocukların andını. Yabancılar alırsa, faşizan “Türklük”ten, yalancı doğruluktan falan temizler, 44 yıl kullandıktan sonra şöyle geri verirler: “Çürüksün, yozsun, tembelsin. Yasan küçükleri kullanmak, büyükleri soymak, yurdunu ve milletini unutmaktır.”

Suriye sınırında, bir ülke büyüklüğündeki mayın tarlasından sonra, Marmara Denizi’nin, İzmit Körfezi’nin temizlenmesini de yarım yüzyıl onlarda kalmak koşuluyla ihale edelim, tercihen İngilizlere.

Şimdi bizim diye -pislikten- girebiliyor muyuz bu sulara? Mayından daha mı az öldürücü, tifüs, kolera ya da ağır metal zehirli balıkları mideye indirmek? İngilizlere kira öder, plaj parası verir, balıklar biraz daha pahalıya gelir, ama hiç olmazsa pırıl pırıl sularda yüzer, zehirsiz balıklar yeriz...

Lütfen, ilgililere rica ediyorum, Kaz Dağları’nı da ihale edelim yabancılara. Tercihen Birinci Dünya Savaşı galiplerine. Yüzyıl onların olsun, ağaçları, oksijeni, şifalı otları, suları, biz gidemesek de Kaz Dağları kurtulur, çünkü hiçbir yabancı İspir’deki Aksu Vadisi’ne yapılanları yapmaz, o muhteşem topraklara. Doğaya saygıdan bile değil, koruyarak daha çok kazanacağını bilecek kadar akıl yürütmek için, dağ, ova, vadi ve ormanlarımızın yeni sahiplerinin Arabistan çölleri ya da Orta Asya steplerinden gelmemiş olması yeter.

Sonracığıma, parkı bahçesi kalmayan, talan edilen ve çürük/çirkin betona boğulan kentlerimizi ihale edelim, örneğin İstanbul’u eski sahiplerine kiralayalım... 44 bile değil, 25 yıl yeter! Evvelallah AB’nin desteğiyle, bakın kenti en kısa zamanda nasıl ve kimlerden temizler, iade ederler Konstantinopolis’e bugün tarumar edilen görkemini.

E. A. rumuzlu okurum, “Loire Vadisi’nden Aksu Vadisi’ne Kader” başlıklı yazıma şöyle bir tepki vermiş:

“Bugünkü yazınızı diğer yazılarınızı olduğu gibi yine zevkle okudum. Ben 7 yıldır Antakya’da yaşıyorum. İnanın, insanın keşke burası Fransızlarda kalsaydı, diyesi geliyor. Başka mahvedilmiş güzellikleri görünce de benzer düşünceler oluşuyor, ama insanın söylemeye dili varmıyor...”

Türkiye’nin kanla çizilen sınırları, eğer ordumuz döktüğü mayınları toplayamadığı için kiralanacaksa, niçin hâlâ kan dökülerek korunmaya çalışılıyor, sayın seyirciler?

Eğer bu topraklarda “Türküm” demek artık faşizan sayılıyorsa, nüfusun üçte biri zaten Kürt, öteki üçte biri de zaten millet değil ümmete ait hissediyorsa kendisini, savaşla kazanılan toprakları barışta vermek, belki de kaçınılmazdır.

Kurtuluş Savaşı’nın gerçekçi sonu, tarihe belki de “Sat, Sevr’et, kurtul” başlığıyla yazılacaktır.