Evrim Teorisi yaratılışçıları niçin çıldırtıyor
Vatan · 2 Haziran 2009
Pratik zekâsıyla öne çıkan halkımız, “pratik” olmaktan yaşamı en kısa yoldan kolaylaştırıcı yöntemi bulmak marifetini anlarken, “teori”yi de pratikliğin tam tersi, çünkü en kolay, en kısa yoldan elde edilecek sonucu hem uzatıp, hem de içinden çıkılmaz hale getiren, dolayısıyla olmasa da olur, “vazgeçilir” bir lafazanlık gibi algılar.
Hatta teoriyle pratik arasındaki uyumsuzluk hakkında, sizin de kuşkusuz birkaçını bildiğiniz fıkralar bile vardır. Oysa bilimde (İngiltürkler için Science) “pratik”, sadece uygulama demektir ve teoriden yola çıkarak yapılan deneylerin teoriyi kanıtlaması kadar, teoriyi izleyen buluşların somutlaşmasına yarar.
Başka bir deyişle bilimde, teori pratikten ayrılmaz, biri olmazsa diğeri de “bilimsel” sayılmaz.
Bilimsel teori ilan ve kabul edilmenin koşulları vardır, üstelik tanımı bile, Türkiye’de bilmediklerini konuşmakta, anlamadıklarını yorumlamakta usta yarı aydınların pratik zekâsını aşacak düzeyde zor ve karışıktır. En basit haliyle şöyle açıklayabiliriz: Bilimsel teori, bilinene göre saptanan bilinmezliği çözmeyi amaçlayan bir açıklama dizinidir. Ne dünya görüşüdür, ne de mutlak ve değişmez bir gerçek. Tersine: Yeni bir bilginin, bilimsel bir teoriyi sil baştan yazmak zorunda bıraktığı çok olmuştur.
Son buluşları “akıllı tasarım”la Evrim Teorisi’yle başa çıkmaya çalışan yaratılışçılar, bir konuda haklıdır: Darwin’in teorisi bir hipotez, yani varsayımdır. Çünkü bilimsel teori zaten birbiriyle bağlantılı varsayımlar dizininden ibaret olup, kimisi yanlış çıkarken kanıtlananları bilgi alanını genişleten yeni araştırmalara, yeni buluşlara yol açar!
Evrim Teorisi’ni bilimsel kılan, yaratılışçıların psödo (sözde) teorisini bilim dışı bırakan fark buradadır: Yaratılışçılık, savlarını mutlak ve değişmez bir gerçeği kanıtlamak için ileri sürer. İnsanlara yaşamı en az acılı biçimde yani “kader” olarak kabullendirmek hedefini güder. Psödo yaratılışçılık kuramının, işte bu anlamda evreni açıklamak için “akıllı bir tasarım”, “yaratıcı bir zekâ” inancına ihtiyacı vardır. Çünkü böyle bir yaratıcı güce inanç ya da iman, insanların yaşamasını olduğunca ölmesini de kolaylaştırır. Amacı da hayata bir anlam yüklemektir.
Oysa bilimsel bir teorinin yegâne amacı, bilginin sınırlarını genişletmek, meçhulün alanını daraltmaktır. Ne mutlak ve değişmez bir gerçeği kanıtlamak için yola çıkar ne de kanıtladığı gerçeklerin felsefi anlamda nereye varacağıyla ilgilenir.
Hem din, hem bilim adamı Darwin’in 150 yıllık Evrim Teorisi’nde yaratılışçıları çıldırtan olgu tam da budur: Türlerin oluşumunu ortak bir can kaynağına bağlayarak, her türün ayrı ayrı yaratıldığını anlatan dünya görüşünü, yani dinlerin dayandığı temel düşünceyi -istemeden- yalanlamıştır. Evrimin ne başında ne sonunda bir amaç taşıdığı, raslantısal olduğu savıyla da kutsallığı torpillemiştir. Darwin, bu teorinin başına neler açacağını biliyordu. Ama bilimciydi ve keşfettiğini bilimsel kanıtlarıyla, en titiz biçimde açıklamaktan geri duramazdı, duramadı.
Bilimsel anlamda Evrim Teorisi’nin Einstein’in İzafiyet Teorisi’nden ne eksiği vardır, ne fazlası. İzafiyet Teorisi bugün evrenin keşfinde nasıl yeni kapılar açtıysa, Darwin’in Evrim Teorisi, başta biyoloji pek çok bilim dalında yepyeni buluşlara geçit vermiş, sonuncu zaferi de tüm canlıların ortak bir kökten geldiğini kanıtlayan DNA çözümleridir.
Ama Evrim Teorisi’nin temel sağlamlığını, bizzat kutsalcı hasımları kanıtlamaktadırlar: Darwin’in kuramına 150 yıl önce dünyanın 6 günde yaratılıp, insanlığın ise Adem ile Havva’dan doğup ister istemez kardeşler arası evlilikle çoğaldığı iddiasıyla karşı çıkanlar, bugün Evrim Teorisi’nin hemen tüm varsayımlarını kabul ediyor, ama başlangıçta “akıllı bir tasarımcı” ya da “yaratıcı bir zekâ” olduğu iddiasıyla, ölümden sonra bir yaşam olabileceğini ummak istiyorlar... Psödo yaratılış kuramı, işte bu nedenle dinsel bir inanç. Hayata ölümü kolaylaştırıcı bir anlam yüklemeyen Evrim Teorisi de bu nedenle dinsel değil, bilimsel kuram.