Ak edep kara iftira
Vatan · 8 Haziran 2009
Günlerden pazar. Zekâsı ve nüktedanlığıyla sevilen bir iş adamı, “brunch”ta rastladığı politikasever dostunun yanına gelip oturuyor. Yanından hiç ayırmadığı son model cep telefonunu da masanın üstüne koyuyor. Politikasever dostuna, “Hocam, memleket meselelerinden konuşalım biraz...” derken, gözü birden telefona ilişiyor. Sözünü yarıda kesip aygıtı alıyor eline, mikrofona konuşur gibi başlıyor şakımaya: “Türkiye’nin durumu gayet iyi. Ekonomi iyi yönetiliyor. Kriz teğet geçiyor. Hükümetimizden çok memnunuz. Başbakanımız’ı çok seviyoruz...”
Konuştuğu telefon/bilgisayar, kapalı.
Ama memlekette, açık ya da kapalı tüm telefonların dinlendiğine inanmayan yok!
Kimisi telefonun şarjını çıkarıp konuşuyor, kimisi, telefonu devre dışı bırakmak kuşku çeker diye televizyonu açıp dibinde avaz avaz bağırarak anlaşıyor. Bazıları, konuşmayı hepten kestiler, okuduktan sonra parçaladıkları kağıt üstünde yazışıyorlar.
***
Ben onu da yapamıyorum. Yüz binlerce gazeteyi imha etmek kolay değil, tabii. Başkasını bilemem, ama şahsen -korkudan- pek çok düşüncemi düpedüz yazamaz oldum...
Milletçe “dinleniyoruz, alırlar/yazıyoruz, götürürler” diye özetleyebileceğimiz böyle bir paranoya yaşarken, zararsız bir ifade daha özgürlüğümüzü tehdit eder hale geldi.
Başbakan Erdoğan, partisini AKP diye ananları edepsizlik ve iftiracılıkla suçladı. “Bizim Yargıtay Başsavcılığı’ndaki kısa adımız AK Parti’dir,” diye kızıp köpürdükten sonra ihtar etti: “Benim yasal olarak kısaltılmış adım neyse sen onu söylemelisin!”
Eyvah ki, ne eyvah. Ben de iktidar partisini AKP diye anarım, demek ki ihtar alanlar arasındayım. Türkiye’de Başbakan Erdoğan’ı kızdırmak gün geçtikçe daha tehlikeli hale geliyor. Ama Başbakan o kadar çok şeye kızıyor ki, kendisini kızdırmamak da giderek zorlaşıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin diğer tüm partiler için olduğu gibi baş harfleriyle anılmasının ne gibi bir sakıncası olabilir, diye epeyce kafa patlattım. Çatal dilli biri sayılırım. AKP deyişinin Başbakan’ı niçin kızdırdığını, hangi tatsız “alegori” lere geçit verebileceğini çıkarmaya çalıştım. Edepsiz ve iftiracı hiçbir yüklem bulamadım. Dolayısıyla AKP diyenlere, “Bizi olmadığımız şekilde gösteriyorsun. Bizi olmadığımız bir şekilde anmaya çalışıyorsun,” ithamına da anlam yükleyemedim.
AKP deyişini acaba zarif mi bulmuyor, diye bile düşündüm. Ama ülkemizde zarafet o kadar azınlıkta ki, çoğunluğu temsil eden Başbakanı’n zarafet gailesi taşıdığına ihtimal veremedim.
***
Sonunda geldim, “AK Parti” dayatmasına takıldım. Sayın Başbakan’dan harbi çekiniyorum, gazabına uğramaktan açıkça tırsıyorum, ama kusura bakmasın, korkunun da bir sınırı var, buraya kadar! Değil mi ki Başbakan, “Oradaki AK temizliği, adalet ve kalkınmayı ifade etmektedir,” diyor, ben “AK Parti” diyemem, yazamam...
Çünkü aklımın bir yarısı Avrupalıdır ve bildiğim kadarıyla Avrupa’da da dünyada da siyasal partilerin hiçbiri “temiz” değildir. Zaten parti liderleri de temiz, beyaz, ak, gıcır, lekesiz vb. gibi alameti farikalar dayatmaz. Çünkü inanılır olmayacaklarını, daha da kötüsü dayatmanın ters sonuç vereceğini ve güldürü konusu yapılacağını öngörecek kadar akıllıdırlar. Ak deyince Avrupalı’nın aklına siyaset değil, diş beyazlatıcı Mr. White, mutfak cini Mr. Propre, çamaşır beyazlatıcı Mr. Javel gelir.
Yüz yirmi okkalık Filiz’ler, iki arşınlık Levent’ler, tüy sıklet Yavuz’lar, 80’ini devirmiş Bahar’lar, koltuklara sığmayan Fidan’lar, hatta yarım dünya iriliğinde Mine’ler ne kadar zor taşırlarsa adlarını, sadece AKP değil, herhangi bir siyasal partinin “Ak”ım diye tescili, o kadar imkânsız bir dayatmadır. Hangi adaletin kılıcı sallanırsa sallansın toplumun tepesinde, uyulmaz ve zaten AKP, Türkiye’de hukuk devletine özen, yasalara saygıyla büyümüş bir iktidar değildir.
Sayın Başbakan AK’a temizlik yüklemek ve partisini AK Parti diye dayatmakla hata ediyor. Ak’ın karşıtı Kara. Diyelim ki korktuk, ihtara uyduk. AKP’ye AK Parti diyoruz diye, RTÜK Başkanı Zahid AKman temiz, Kanal 7 sahibi Zekeriya KARAman, kirli mi sayılacak?
Deniz Feneri e.V. kimlerin kara talihini akladı, acaba?