Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Rabia’nın Gazzeli olmamak kaderi

Vatan · 9 Haziran 2009

Türk televizyonlarında olağan bayağılıkta bir gün başlangıcı. Bir kanalın arı, balı, peteği Petek Dinçöz, İbrahim Tatlıses’i ağırlıyor. Saat 10, sabahın körü, oral, avam ve yayvan kıvamda “ay, aman, öf”ler çekilerek, şıkır şıkır göbek atılıyor. İbrahim Tatlıses, her Kürtçe şarkıdan sonra, “Hamdolsun!” diyor.

Düğmeye basıp, başka kanala zıplıyorum: Seda Sayan, “Anlamazdın, anlamaaazdııın...” diye inliyor. Suratı tüm ekranı kaplamış. Belli ki kamera “gıdısı görünmesin” açısına odaklanmış. Ne var ki Seda Sayan, laf anlamazlığını vurguladığı hayali sevgiliye, kameramanın beklemediği bir anda sırtını dönüyor. Kamera mı aşağıya iniyor, Seda hanım mı yukarı çıkıyor bilinmez, ekranı bu sefer kaidesinin ortası kaplıyor. Başka bir deyişle, gıdısı sakınılırken poposu, full ekran!

Başka kanallar da farklı değil. Televizyon denilen iletişim aygıtı, “aptal kutusu” tanımını Türkiye’deki kadar hiçbir yerde bu kadar hak etmiyor, insanları sadece aptallaştırmaya değil, yozlaştırmaya, cahilleştirmeye, edepsizleştirmeye, bayağılaştırmaya, kısaca aşağılamaya yarıyor.

Güya “kalite yayın” yapan kanallarda ise, adeta Amerikan televizyonlarını seyrediyoruz. Türkçe alt yazılı şovlar, komikler, polisler, caniler, uzaylılar birbirini kovalıyor; şiddet, şiddet, şiddet ve Amerikan kasabalarındaki umutsuz ev kadınlarının, gaipten cinayet çözen medyumların ya da ABD Başkanı’nın maceralarını izliyoruz. Bunların misyonu da aptallaştırılan Türk toplumunu ne idüğü belirsiz bir kalıpta yeniden formatlamak.

Bu iki kategori dışında kalan kanallar da gerçek anlamda, başka bir gaipten yayın yapıyor. Onlar tarafından da “din ve iman”la terbiye edilip, Kur’anı Arap dilinde okumayı öğreniyor, Araplaşmaya özendiriliyoruz. Özgün kültürümüze ve Türkçeye yabancılaştırılıyoruz.

Oysa aynı anda, yabancı bir televizyon, Rabia Kader’e dair bir belgesel yayınlıyor.

Türkiye’de Rabia Kader’in kim olduğunu bilen var mı?

Çin Halk Cumhuriyeti’nin baskı ve şiddetle asimile etmeye çalıştığı 55 etnik azınlıktan Uygurların simgesi haline gelen bu kahraman kadın, Türkçe konuşuyor oysa... “Balam” diyor çocuklarına. “Ezdiler bizi” diyor, “iki balam mapusta” diyor.

Çin’in en zengin iş kadını, Uygur kenti Xinjiang’da çamaşır yıkamakla başladığı çocukluğundan uluslararası tekstil ihracına giden patroniçelik başarısını, Türkçe konuşabilmek, kültürünü yaşatabilmek, Müslümanlığını sürdürebilmek için elinin tersine itmiş, Uygur halkının kimlik ve varlık haklarını koca Çin’e karşı savunmak uğruna sekiz yıl hapis yatmış, Rabia Kader.

Komünist Çin, “bir numaralı halk düşmanı” ilan ettiği Rabia’yı 1999 yılında, yirmi yıl hapis yattıktan sonra ABD’ye kaçan eşi, Uygur direnişçisi, ozan Sadık Ruzi’ye, Uygurların uğradığı mezalimden söz eden gazete kupürleri gönderdi diye, “devlete ihanet suçuyla” hapse attı.

Bugün 58 yaşında olan bu küçücük (çünkü ufak tefek) kadın, aç bırakıldığı, işkence altında “Çinliyim, varlığım Çin varlığına armağan olsun” tadında video filmi çevirmek, bildiri imzalamak zorunda bırakıldığı hapisaneden, BM’nin diplomatik baskısı, Amnesty International’in çabalarıyla kurtarıldı. Geçen yıldan beri, Çin’e karşı uluslararası bir kamuoyu oluşturma çabalarına, ABD’de devam ediyor. Çinliler, BM’de konuşma yapmaya giderken öldürmeye çalıştılar Rabia’yı. Hapisaneden sonra, haftalarca hastanede yattı. 11 çocuğundan Çin’den çıkaramadığı beş “balası” polisler tarafından dövülürken, haykırışları telefonla dinletildi, ana kulağına. İki oğlu, rahat dursun, ileri gitmesin diye, Xinjiang’da hapiste tutuluyor.

Rabia Kader’in memleketi, Uygur kenti Xinjiang’ın Sincan okunduğunu bilir misiniz?

Ya Ankara yakınlarındaki Sincan’a Xinjiang’dan göçen Uygur Türkleri yerleştirildiği için Sincan adı verildiğini?

Sivas’ın Alevi köyü Sincan’ın da böyle bir tarihi olabileceğini araştıran oldu mu acaba?

Diyelim ki ne geçmişe meraklıyız, ne Uygurlara, zaten ne de Azerbaycan Türklerine ve diğerlerine...

Peki, daha birkaç ay önce, Gazze çocukları için toplanan bağışların akıbetini merak eden var mı?