Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Kadın başı baş belası

Vatan · 23 Haziran 2009

Her dilde üç aşağı beş yukarı farklılıklarla kadını “baş belası” olarak nitelemeye yarayan bir ifade vardır. Çünkü yaşadığımız dünya, üç aşağı beş yukarı erkek egemen bir dünyadır. Ne tuhaftır ki, kadın nüfusu erkek nüfusundan fazladır, gelecekte bu fark kadın lehine daha da açılacaktır ve erkek egemen toplum düzeninin sürebilmesi, azınlığın çoğunluk üzerinde kurduğu baskıyı giderek artırmasına bağlıdır.

Bu baskı, elbette ki kurban tarafından baskı gibi değil, erkekçe ve erkekçi dinler çerçevesinde kurgulanmış yasaklar olarak bile değil, “kendi seçimi”ymiş gibi algılanırsa inandırıcıdır.

İşte günümüzde tamamen manipüle edilmiş yorumlarla İslamiyet’e yamanan kadın tesettürü, böyle bir iktidar savaşının silahı olup, kadınları çoğunluğun verdiği üstünlük ve güç bilincinden uzak tutmak amacıyla bölüp -erkekler tarafından- yönetmeyi amaçlamaktadır.

Ama dünya tarihinde hiçbir evrim, gelişim, değişim her yerde aynı anda olmuyor. Bazılarının gittiği yollardan diğerleri dönüyor, İran’da kadınlar başlarını açmak için savaşırken, Türkiye’de kapatmak için yarışıyorlar ve ister kapalı olsun, ister açık, günümüzde kadın başı hemen her ülke için siyasal anlamda başa bela!

***

İran’da başını açmak istediği için öldürülen Nida’nın, kısacık ömründe özgürce dalgalandıramadığı saçları düştüğü asfaltın üstünde kanla ıslanırken, Türk asıllı milletvekili Mahinur Özdemir’in kapalı başı, Belçika’nın başına dert oldu.

Ama en radikal gelişme, yine Fransa’da yaşanıyor.

Ülkede giderek artan çarşaflı kadın sayısının toplumda rahatsızlık yarattığı gerçeğinden yola çıkarak tartışma açılmasını isteyen bir grup milletvekilinin başvurusu üzerine Fransa parlamentosunda “Çarşaf Soruşturma Komisyonu” kuruldu.

2004 yılında “türban yasası” diye adlandırılan bir yasayla okullarda türban başta olmak üzere dinsel işaretleri yasaklayan Fransa’nın, kamu alanında çarşaf giymeyi yasaklaması hem mantıklı, hem de kaçınılmaz görünüyor. Laikliğin mucidi olup, Katolik Kilisesi’nin devletle bağını kesmek için iki yüzyıl süreyle kan dökülen bu ülkede, “kamu alanı” dışında kalan yer azlığı düşünülünce, olası bir çarşaf yasağının “ev dışı”nda her yeri kapsayacağı açık...

Kadim okurlarım kuşkusuz anımsar, Fransa’da türbanın okullarda yasaklanacağını da ilk ben “müjde”lemiştim Türk basınında da “Olur mu öyle şey!” inanmazlığıyla başlayıp hakarete varan bir ölçekte, yemediğim zılgıt kalmamıştı Türkiye’deki Arabî medyadan.

Vallahi elçiye zeval olmaz, garip ama gerçek, Fransa Devlet Bakanı Arap asıllı Fadıla Amara, “Temel özgürlük tabutu” diye nitelendirdiği tepeden tırnağa tesettür aracının, burka, hicap, çarşaf ya da her neyse, kesinkes yasaklanmasından yana tavır koydu. Zaten Fransa’daki Arap kadınların ezici çoğunluğu, Avrupa’daki Türk kadınların çoğundan daha özgürlükçü, nedense...

***

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye gelince, bu çarşaf sorununa sanki “kadınların giyimine karışmayın” mesajını veren Obama’ya, “Fransa’nın efendisi benim!” der gibi sarıldı. Hiç umulmadık biçimde “laiklik” savunuculuğuna soyundu. 1875’ten beri ilk kez Versailles Sarayı’nda toplanan parlamenter kongresinin açılışında çarşaf hakkında söyledikleri, son zamanlarda belki de en uzun ve çoşkulu alkış alan konuşması oldu:

“Çarşaf, dinsel bir sorun değildir. Bir özgürlük sorunudur. Bir kadın haysiyeti sorunudur. Çarşaf dindarlık alameti değildir, esaret alametidir, aşağılanma alametidir.

Resmen söylemek isterim ki, bu tür kadın tesettürü Fransa Cumhuriyeti sınırlarından içeri hoşgelmiş olmayacaktır. Bizler, ülkemizde kadınların bir perdenin arkasında mapus, toplumsal yaşamdan kopuk ve kimliksiz kalmasını kabul edemeyiz. Fransız Cumhuriyeti’nin kadın haysiyetine dair düşüncesi bu değildir!”

Sarkozy, tepeden tırnağa tesettürü yasayla yasaklamak konusunda henüz fikir beyan etmedi. Ama yukardaki sözleriyle, parlamentoda kurulan “Çarşaf Soruşturma Komisyonu”na hangi yönde destek verdiği açık.

Eylül ayı, Fransa’daki tesettür karşıtlığında yeni “hayır”lara vesile olabilir.