Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Büyülü İtalya

Vatan · 13 Temmuz 2009

Anadolu’nun büyük parçası olduğu Antik Yunan uygarlığını bugün Batı kültürünün kurucusu yapan öge, güzel sanatlardan felsefe ve politikaya günümüz insanlığına en muhteşem mirası bırakan Yunan Mitolojisi’dir. Tarihte her halkın bir mitolojisi vardır ve zaten toplumsal kimliği, ortak bir dil çerçevesinde üretilen masalların bütünü, yani bu “mitoloji” oluşturur. Kendilerini yaratan toplumun kültürünü belirlediği için “kurucu efsane” diye de anılan mitolojiler, çok tanrılı inançlara dayanırlar ve üç tek tanrılı dinden temel farkları, kutsallığı insan eliyle yaratılabilir kılarken, insanı da kutsamasıdır. Dolayısıyla mitolojilerde, tanrılar ulaşılmaz değildir, insanlarla iç içedir, hatta yer değiştirebilirler. Zaman zaman kimi tanrılar insanlaşır, kimi insanlar tanrılaşır. Üç tek tanrılı dinin bile “kazıyamadığı” bazı masallarını, öğretilerine uydurup benimsediği mitolojileri bugün bile modern kılan ve hatta geleceğe taşıyacak olan en önemli sonuç felsefesi de budur zaten: Kutsalın insanı değil, insanın kutsalı yarattığının sezgisel bilinci.***Her halkın bir mitolojisi vardır, ama Yunan Mitolojisi’ni bugün hukuktan demokrasiye, mimarlıktan mühendisliğe önce Roma, ardından tüm Batı uygarlıklarına rehber kılan üstünlük, diğer mitolojilere oranla daha engin hayallere açılan öykü zenginliğidir.

İtalya’nın Puglia bölgesi, antik çağlardan günümüze ezoterizm ve simyayla yoğrulmuş “sırlar” taşıyan bir kültür mirasıyla öne çıkıyor. Yöreye özgü “Pizzica” dansı, bu sırlardan biri. Kökenine dair kesin bilgi yok. Isırık ya da çimdik anlamına gelen “Pizzica”, bir yoruma göre tarantula örümceği tarafından ısırılan kişilerin, trans halinde bazen günlerce dans edip terleyerek vücutlarındaki zehri atmalarını simgeleyen bir tedavi biçimi kabul ediliyor. Bir başka yoruma göre ise Antik Yunan döneminde şarap tanrısı Diyonisos’a adanan mistik törenlerin kalıntısı. Her iki biçimde de Yunan Mitolojisi’nde yeri var:Zeus’un baştanrılık yaptığı zamanlarda, Arakne adındaki güzeller güzeli genç kız, bir denizciye vurulmuş. Rıhtımda durup, kendisini baştan çıkarır çıkarmaz denize açılan âşığını günler geceler boyu bekler olmuş. Gözleri yaşlı Arakne’nin beklediği gemi, bir sabaha karşı ufukta belirmiş. Ancak, karaya doğru seyrederken korsanların saldırısına uğramış, içindeki tüm gemiciler öldürülmüş ve sahilde olanları seyreden genç kızın gözleri önünde batmış. Arakne’nin tarifsiz acılarına tanık olan Tanrı Zeus, genç kızı tarantulaya dönüştürüp toprağın derinliklerine yollamış ki, Arakne sevgilisini öldüren insan soyundan kime rastlarsa sokarak intikam alsın...

Arakne, belki çoğunuzun bildiği gibi Latin dillerinde “örümcek” anlamına geliyor o gün bugündür. Dansla din arasındaki ilişkiyi düşünürseniz, Diyonisos’a tapınmaktan Arakne’nin zerihli öpücüğüne, estetik ahengi müthiş Pizzica dansının da antik çağlardan beri süren bir ayin olduğu açık. ***Puglia’da pagan bir gizem de UNESCO’nun dünya mirası olarak koruma altına aldığı, ‘trulli’ (çoğul) diye anılan evler. Bölgedeki toplam 1430 adet “trulli”, tamamen yığma taştan külah biçiminde inşa edilmiş ve Alberobello kentinin bu evlerden oluşan iki mahallesi, adeta bembeyaz bir Kapadokya görüntüsü veriyor. En eski “trullo” (tekil) 1590 tarihini taşımasına karşın, arkeolojik buluntular, Bronz Çağı’na kadar uzanıyor. Ama “trulli” evlerin gizemi, mimari olmaktan çok ezoterik: Her evin beyaz badanalı külah ucu, yani çatı zirvesi değişik bir işaret, evreni, dünyayı, bereketi, huzuru, velhasılı insanların hayata dair beklentilerini ve dileklerini simgeleyen sembollerle bitiyor. Yetmiyor, çatının üzerine “büyü”lü işaretler çiziliyor. Dişilik ve erkeklik dahil en eskileri pagan inançlardan başlayıp Hristiyanlık sembollerine uzanan bu işaretlerin hepsi ezoterik, bazıları kabalistik. Başka bir deyişle Puglia, İtalya’nın büyülü ve büyücü bölgesi. Engizisyon bile buradaki paganizmle bir türlü baş edememiş. İyi ki edememiş, çünkü paganizm hâlâ keşfedilmeyi bekleyen sırlarında, insancıl bir bilgelik içeriyor.