Şarkıdaki gibidir
Vatan · 30 Temmuz 2009
Boz Dağları’nın üzerinde bir yay çizen uçak, İzmir’in aydınlığını geride bırakıp gecenin karanlığına dalarken, üç arkadaş lumbozlardan son bir kez Foça’yı görmeye çalıştık. Niçin bunca seviyorum Foça’yı?Niçin dönüp dönüp geliyorum, bıkmıyorum hâlâ?Türkiye kıyılarında12 yıl sadık kalabildiğim başka bir mekân yok. Kuşkusuz Bodrum’un, Datça’nın, Assos’un 1970’li yıllardaki masumiyetini anımsattığı için vazgeçemiyorum Foça’dan. Mehmet’in minicik kahve ocağında yan yana duran Mustafa Kemal ile Che Guevara, aralarına Avni Arbaş’ın bir Kuvayı Milliye atlısını aldıkları için seviyorum Foça’yı belki.
Belki Tarık Dursun K. yoldan geçer, “N’aber kız?” diye sorar, belki ozan Adnan Törün bahçesinden topladığı güllerin arasına pelin yaprakları koyup gönderir odama, belki tekneye atlar, Siren kayalıklarına gideriz, belgesel ustası Yurdakul Kabasakal’ın davudi sesinden bir antik Yunan kahramanın ya da bizzat kendisinin tarihini dinleriz, güleriz. Güleriz birbirinden ürkünç maceralara, diye dönüp geliyorum buraya.
Belki İngiliz Burnu’nda mehtaba çıkarız, Burak gitar çalar, belki Serdar da kapar gelir gitarını, Özlem, o güzel sesiyle Ezginin Günlüğü’nden “Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni...” şarkısını söyler. Biz tam kendimizden geçmiş, açık havada henüz yasaklanmamış bir keyfi tüttürürken, ay ışığında şavkıyan deniz yarılır, heybetli gölgeler çıkar içinden ansızın, gecenin siyahına bürünmüş ürkünç yaratıklardır, çenelerimiz kilitlenir korkudan, “Amanın!” demeye kalmadan ve bize dokunmadan kendilerini yere atar, siper alırlar. Bir de bakarız ki yaratıklar, gece tatbikatındaki Sat komandolarıdır! Korkumuz geçtikten sonra bir güleriz, bir güleriz, o gece bu gecedir, böyle bir tatbikatın ortasına düşmek için gideriz İngiliz Burnu’na belki de... ***Foça’nın “kara taş”ına basan iflah olmaz, ayrılamaz, diyorlar. Ama ben kara taşa falan basmadığımı adım gibi biliyorum. Kuşkusuz, daha önce gittiğim bütün cennetler, tıpkı gençleştiğini sanırken sadece şişip irileşen silikonlu suratlar gibi sakilleşirken, Foça henüz “aslını” koruduğu için dönüp dönüp geliyorum.
Aslolan insan. Aslolan dostluk.
Ve Foçalı dostlarımın hemen hepsi, mübadelede Yunan adalarından gelen kuşakların çocukları. Deniz insanları farklı. Ege’nin, Akdeniz’in rengini gözlerinde taşımayanlar, ruhlarında taşıyor. Enginleri gözlemek, düşüncenin de ufkunu açıyor, Foça’da cehalet, irtica ve görgüsüzlük şimdilik azınlıkta. İzmir’in bu güzel ilçesi, Nihat Dirim’le başlayıp Gökhan Demirağ’la süren bir çıkışta, genç ve başarılı belediye başkanlarının CHP’ye tavan yaptırdıkları bir “korunak”. Burada hiçbir bar, kahve ya da dükkân İngilizce isim taşımıyor, hepsi hâlâ Türkçe, inanır mısınız? Balıkçılar, hâlâ sahilde onarıyor ağlarını, bilinçli ve örgütlüler. Dernekleri var, belediye ile uyum içinde ağırlıklarını koyuyorlar yerel yönetime. Benim için Foça, elbette Suzan, Başar, Çimen, Yaprak, Serpil, Burak, Can, Lemi, Hulki, Kara Kaptan, Özlem, Hasan, Nevin, Nihat ve daha pek çok dost demek. Düşünün ki oğlum Gökçe’yi, kızım Duygu’yla bizim Lemi, Foça’da Mehmet’in kahvesinde tanıştırdı... ***Hayat öykülerimiz birbirine karıştı, artık. Çocuklarımızın nikâh şahitleri olduk, karşılıklı. Birlikte gülüp, birlikte ağlıyoruz. Daha çok gülüyoruz, aslında. Nasıl gülmeyiz ki? Foça’da fıkraları yaşıyoruz: Adı gerekli değil, dünya çapında bir tıp doktorunun kolunda Foça’ya avdet eden çıtır, bizim Lemi’ye adının anlamını soruyor. “Farsça pırıltı, ışık demek,” yanıtını alınca, tekrar soruyor: “Ay siz Farslı mısınız?” Lemi’nin aklına, “Hayır, Marslıyım!” karşılığı gelmiyor, çünkü gözü, gazetesinin ardında yavaş yavaş yere doğru kayan doktor arkadaşına takılıyor, onun durumu daha komik...
Sabah kahvaltı mekânımızın ağası ve havaalanı “shuttle”cımız Faik ise kendisinin tutumluluk, Foçalıların “cimrilik” dediği alışkanlık yüzünden, fıkralarını bizzat üretiyor. Oğlu, okuldan çıkıp soluğu aldığı kahvede: “Baba, 23 Nisan bayramında polis olacağım, kıyafet almam gerek, para verir misin?” diye müjdeleyince, Faik’te çare tükenmez, cevap hazır: “Sen de sivil polis ol, oğlum!” İşte böyle böyle, Yıldırım Benzer’in harika şarkısı “Foça Foça”da söylediği gibi ben de Foça’ya verdim sevgimi, aziz okurlarım. Ama uyarmakta yarar var: Foça’da hakiki olmayan insana yer yok, sahte seçkinliğe, uyduruk gurmeliğe ve görgüsüz zenginliğe ise hiç yok!