Ergenekon açılımı!
Vatan · 13 Ağustos 2009
İnsanların bilinçüstü sık sık tekrarladığı -ve zamanla tik haline gelen- kavramlar, bilinçaltında çoğu kez ters anlamı içerir. Örneğin, sık sık “Açık konuşacağım...” diye söze başlayan kişiler, çoğu kez ya hiçbir şey söylememek, ya da bir art niyet gizlemek için kullanırlar “açıklık” kavramını.
İkide bir dürüstlüğe vurgu yapanlar, yolsuzun önde gelenidir. Kafayı “ak”lığa takanların dibi kapkaradır, takılmış plak gibi namus ve şereften söz edenler, namusu da şerefi de ayaklar altına almış, üstüne çıkıp tepinmekte olan kişilerdir.
Siz hiç, söze “Yalan konuşacağım” diye giren birine rastladınız mı? Ya sahtekârlığa vurgu yapan, yolsuzluğu yücelten, vicdan karası için dövünen, namussuzum, şerefsizim diye dolaşan gördünüz mü?
Oysa ortalık kötü, yalancı, sahtekâr, yolsuz, namussuz ve şerefsizden geçilmiyor. Nerede bunlar? Elbette ki, “İyiyim, doğruyum, akpakım, namusluyum, şerefliyim!” tutturmasının arkasına gizleniyorlar.
***
Ama daha vahimi, demokrat olduklarını hastalıklı bir ısrarla vurgulayanların despot çıkıp, Türkiye üzerine korkunç bir planı “demokrasi” diye yuttukları gibi bize de yutturma çabaları.
Korkunç diyorum, çünkü plan, bugüne kadar tatbikata konulanlardan farklı, tanıdığımız tür bir komplo değil. Hatta bir beynin, iki beynin, bir partinin ya da cemaatin “organize işi” de değil, olamayacak kadar iyi düşünülmüş, çok sofistike, çok zekice bir kurgu bu.
Kimlerin kurguladığını bilmiyorum, ama senaryo müthiş. Örneğin Kürt açılımını ele alalım: Türkiye’de aklı başında hiçbir kimse PKK terörünün sürmesini istemez, Türklerle Kürtlerin barış içinde birlikte yaşaması hepimizin arzusudur, değil mi? Tıpkı tüm düzgün yurttaşların, Türkiye’de binlerce faili meçhul cinayetten sorumlu “devlet mafyası”nın ortaya çıkarılması, Susurluk’un nihayet aydınlatılması, orduyu darbe yapmaya kışkırtanların etkisiz hale getirilmesi ve suçluların cezalandırılmasını istemesi gibi meşru bir beklentidir bu. Başka bir deyişle, Ergenekon terör örgütü diye lanse edilen ve devleti yıkmayı amaçlayan komplonun açığa çıkmasını, iddia edilen suçların kanıtlanmasını ve suçluların bir daha demokrasiye de düzene de zarar verememek üzere cezalandırılmasını istemek, tıpkı Kürt açılımın vaat ettiği iç huzur gibi “iyi niyetli” insanların umudu olmalıdır.
***
Tuhaf, ama gerçek, zaten Kürt Açılımı da Ergenekon davası gibi yürütülüyor: Ortada bir şey yok, ortalık toz duman. AKP iktidarı, muhalefeti henüz resmen sunmadığı bir planı reddetmekle suçluyor ve tarafları, tıpkı ETÖ’nün mahkemeye düşmeden önce sızdırılan kimi gerçek, kimi sahte kanıtlarla yandaş basın tarafından yargılanıp mahkûm edilmesi gibi, kulislere yayılan açılım rivayeti üzerinde çarpıştırıyor. Kürt Açılımına dair bilgilerin hepsi gayrı resmi, Ergenekon iddianamelerine giren bazı telefon dinleme kayıtlarından farkı yok. Muhalefet de bu muhabbete takılıyor ve resmi açılım yokluğunda, Başbakanın Munzur Dağı’nda uçurup Zap sularında yüzdürdüğü kâğıttan kayıklar için kayıkçı kavgası yapıyor. Ya da Cumhurbaşkanı Norşin diyor diye, kırmızı görmüş boğa gibi boşluğa saldırıyor.
Oysa henüz ismi dolanıp cismi görünmeyen Kürt Açılımı’na dair bu nafile tartışmalar sürer ve göze görünmeyen bir planı öven iktidar ile yeren muhalefet hamasiyet savaşında mangalda kül bırakmazken... Atina’da yaşamını yitiren Kürt müziği ustası Ermeni sanatçı Aram Tigran’ın Diyarbakır’da gömülme isteğine “hayır” deniliyor.
Yahu Kürt açılımından amaç, toplumlararası ‘barışma’ değilse neyi tartışıyoruz? Aram Tigran Ermenidir diye, Kürt şarkıları söyledi diye bağışlanmıyorsa, kim kiminle barışacak, bir bilsek, belki de barışmayacağız...
Benim bildiğim ve bildiğimden emin olduğum tek gerçek şu ki, demokrasiyi yıkmak isteyen bir cinayet şebekesinin yargılanmasını beklediğimiz Ergenekon davasında, neyle suçlandığı bile henüz bilinmeyen muhaliflerle birlikte, hukuk tepelendi, demokrasi gömüldü.
İçerik ve taktik açısından aynı senaryonun bir parçası olduğu besbelli Kürt açılımının neler getireceğini beklerken, neler götüreceğini düşünmek bile insanın içini ürpertiyor, doğrusu.