Beyaz etli adam
Vatan · 21 Ağustos 2009
İlhan Selçuk ve Çetin Altan, bir zamanlar aynı idealin şövalyeleriydiler. Silahşor değil, kalemşordular elbette. Tuhaf ama gerçektir, Türkiye kalemin kılıçtan keskin olduğunu, özellikle İlhan Selçuk ve Çetin Altan aynı saflarda, aynı kavgayı verirken görüp yaşamıştır, ancak.
Görüş mü desem, bakış ayrılığı mı? Siyasaldan çok sosyal bir kavşakta yolları ayrılmadan önce adları birlikte anılan İlhan Selçuk ile Çetin Altan, işte o yıllarda çok da yakın arkadaştılar. Bir araya geldiklerinde, ikisinin de ortak dostu, yine aynı davanın edebi boyutu, ozan, bilge ve yazar Melih Cevdet Anday’ın da katıldığı sohbetler geceleri aşar, gündüzlere taşabilirdi.
Onları tanıyanlar, daha çok kimin konuşup kimin dinlediğini, kimin rakı, kimin viski içtiğini ve hangisinin uykusu gelip hangisinin kafayı çektikçe çenesinin açıldığını, tahmin edebilir...
İlhan Selçuk, tepeden tırnağa doğal zarafeti ve hiç yükseltmediği sesiyle, her sözünü ilgiyle dinleten, ölçüsüz güldüren, ama ölçülü gülen, gerçek bir beyefendidir. Çetin Altan ve Melih Cevdet Anday ise gümbür gümbür sesleri, devasa kahkahaları, kabına sığmayan coşkularıyla zamanda sınır, keyifte ölçü tanımayan birer direnç abidesi. Her ikisi de kendilerine eşlik edenleri zamanda da gömerlerdi masaya, mekânda da.
Umarım hâlâ öyle dayanıklıdır, Çetin Altan’la içki sofrasında başlayan bir sohbetin ne zaman biteceği bilinmezdi, bir zamanlar. Melih Cevdet Anday’la da “nasıl” biteceği öngörülemezdi...
Üç kalemşor, aynı davaya baş koydukları işte o yıllarda bir akşamüstü, İlhan Selçuk’un Cumhuriyet’teki odasında buluştular. Elbette ki başlayan sohbetin tadına doyulmazdı, elbette ki kerahet vakti geldi çattı, Çetin Altan ve Melih Cevdet Anday, Selçuk’a, “haydi” dediler, “içmeye gidelim!”
İlhan Selçuk, muzip bir gülücükle başını yana eğdi, “Siz gidin, ben gelmiyorum” dedi. “Siz kara etli adamlarsınız, dayanırsınız. Ben beyaz etliyim, sizin temponuza uyamam...”
Melih Cevdet Anday, ışıklar içinde yatsın, 87 yaşında öldü.
Çetin Altan, çok yaşasın, 82 yaşında baharlı yazılar yazmayı sürdürüyor.
Ama “beyaz etli” İlhan Selçuk, her gün açıyor Pencere’sini. Fikirlerini ister paylaşın, ister paylaşmayın, her biri vurucu yalınlık, duru ifade ve güzel Türkçe örneği olan yazılarının dışında, Cumhuriyet gibi bir gazetenin belkemiğini oluşturuyor, ağırlığını taşıyor.
Üstelik, ister övün, ister yerin, inandığı davanın adamı kaldı ve dönmediği yolun, caymadığı ülkünün gün geçtikçe katlanan ağırlığını dimdik taşıyor, hâlâ. Başka bir deyişle, İlhan Selçuk yorulmadı. Pes etmedi. Tökezlemedi, durmadı, teslim olmadı.
Zaten yorulmadığı, pes etmediği, durmadığı ve teslim olmadığı içindir ki, 84 yaşında ağırlaştırılmış müebbed hapis cezası ve bilmem kaç yıl hapis istemiyle yargılanıyor...
İlhan Selçuk’un Cumhuriyet’teki Pencere’si birkaç gündür kapalı. Duydum ki hastaneye kaldırılmış, hayati tehlikesi yok, tedavisi sürüyor.
Ben onun yazılarıyla büyüdüm, Cumhuriyet’te gazeteciliğe başladım ve fikirlerini paylaşmadığım, hatta yerdiğim zaman bile hayran oldum İlhan Selçuk’un düz, dik, onurlu kararlılığına.
12 Mart 1971 darbecileri tarafından Ziverbey köşkünde falakaya yatırılıp, işkencecileri yine kalemiyle, her tümcenin sondan bir önceki kelimesinin baş harfleriyle yazdığı “İşkence altındayım” akrostişi sayesinde deşifre ve rezil eden Ustam, dayan! Dayan sevgili ağabeyim, dayan!
Sen nelere dayandın, kimlere göstermedin ki beyaz adamların etinin kolay yenmediğini... Zamana dayanıklılığın zaferi getirdiğini, son toplamda daima eğilmeyenlerin, bükülmeyenlerin kazandığını kanıtla bize, bir kez daha.
İhtiyacımız var.
Yeter ki davran sen, aç Pencere’ni, bu da geçer yahu!