Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Önce insanlık açılımı

Vatan · 1 Eylül 2009

Türkiye’de yıllardan beri Müslüman olmayan azınlıkları ve çoğunluğun evrensel insan haklarını savunan yazarlardan biriyim. Ermenilere, Rumlara yapılan ayrımcılık ve mezalimi de kamuoyuna ihbar ettim, Osmanlı zamanındaki en büyük soykırımın kurbanı Alevilere karşı bitmeyen baskıyı ve periyodik saldırıları da... Kürt sorunu ve tarihçesi hakkında yaptığım araştırmaları, vardığım sonuçları onlarca makale ile paylaştım okurlarımla. Kürtlerin kültürel haklarının yanında durdum, Kürtçe eğitimi ve özel sektörün Kürtçe televizyon kurabilmesini savundum. AB’ye çoktan girmiş Türklerdenim ve zaten demokrasiden de AB ölçülerini anlarım, ülkeme de böyle bir demokrasiyi layık görürüm. Milliyetçi değilim, ümmetçi değilim, cemaatçi hiç değilim. Ama bütün bunlar, Türklüğümü, ana dilim Türkçeyi ve bu topraklardaki Türk egemenliğini inkârı gerektirmez. Tam tersine, vurgular.***İnsanların Türkçü, Kürtçü, ümmetçi, milletçi vb. diye ayrıştığı bir ülkede, laik, cumhuriyetçi, demokrat ve uygar bir Türk kimliğini taşımak ve savunmak, elbette kolay değil. Demokrat ve uygar olduğunu öne süren pek çok kamuoyu yönderi, açıkça laik cumhuriyet düşmanı, ayrıca “Türküm” demekten utanır gibi kaçınıyorlar. Laik, cumhuriyetçi ve uygar Türk olduklarını iddia edenler de çoğu kez demokratlıktan uzak. Hal böyle olunca, meydan hakiki bir silahlı çatışmadan önceki simgesel hazırlığa sahne oluyor. Örneğin son yıllarda bayram değil, seyran değil, bayrak asan asana. İstanbul Boğazı, dev bayraklardan geçilmiyor. Üstelik sadece sayısı artmıyor bayrakların, boyutları da genişliyor. Giderek büyüyen bu bayrak tutkusu, hiç de iyiye alamet değil, görüntü beni çok korkutuyor. Bir zamanlar Atatürk’ün heykelleri dikilirdi, şimdi bayrak çekiliyor.

Olur olmaz yerlere, hatta bazı umumi helalara bile resmi asılıp, hemen her bahçeye heykeli dikilerek, önce estetik anlamda çirkinleştirilip, ardından simgesel anlamda değersizleştirilen Atatürk’ün gerek kişisel, gerekse fikirsel mirasına bugün nelerin reva görüldüğünü düşününce, bunca bayrak dikilen bir ülkenin de istikbali hiç parlak sayılmaz.***Tüm etnisiteleri anca beraber kanca beraber geri kalmış Türkiye’de, özünde demokrat olmayan, çünkü ne kadına eşitlik, ne çocuğa eğitim, ne de bireylere özgürlük hakkı tanıyan cehalet ve bu cehaletten beslenen erkek otorite eğilimi, Türklerin ve Kürtlerin hiç ayrışmadıkları yegâne ortaklık, en birleştirici taban. Demokrasi kültüründen nasibini almamış bu taban, içi henüz boş bir Kürt açılımını da alışkın olduğu şiddet, baskı ve faşist özlemlerle dolduruyor tabii ki. İşte size bir Kürtçünün, demokratik haktan anlayışı, -takma isim olabilir- Raşit Otrar imzasıyla otrar5@gmail.com adresinden yazıyor vatandaş:“Sizin ve senin gibiler ölmedikçe bu ülke düzelmez...” Ümmetçi olup Kürt açılımını destekleyen bir başkası, Zeki Yurdakul imzasıyla “zeki@kadem.biz” adresinden demokratik tükürüklerini saçıyor: “Yorumuna tü.....reyim senin. Karga Mine.” Zaten insan sevgisiyle tanınan, kimsenin ölümünü istemeyen ve hiç mi hiç küfürbaz olmayan demokrat sanatçımız Sezen Aksu da, ne zaman imame oldu, ne zaman vaaz vermeyi tahsil etti, ne zamandan beri iki cihan arasında kadılığa soyundu bilinmez, “açılıma destek vermeyen iki cihanda da lekelidir” buyurmamış mıydı?İşte size sözde seçkini ve özde avamıyla, boş Kürt açılımının içini dolduracak demokrasi uleması.

Bu tabloya, daha önceki gün Şırnak’ın Silopi İlçesinde çıkan aşiretler arası çatışmayı (4 ölü, 20 yaralı), Van’da 300 minibüsçünün birbirlerine sopalarla saldırdıkları hat kavgasını (12 yaralı, 5 gözaltı) eklerseniz...

Ve Türkiye’de tüm soyların, boyların, kimliklerin eşitlikte buluştuğu cinsel, tinsel ya da dinsel şiddet sarmalına bakarsanız...

Bu ülkede istisnasız tüm yurttaşların etnik kültürden çok önce, insanlık kültürüne, birey özgürlüğüne ve gelenekleri yıkacak bir eğitim seferberliğine ihtiyacı olduğunu anlarsınız.