Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Söz sizde

Vatan · 22 Eylül 2009

“Sayın Kırıkkanat, Her zaman size cesur kaleminizden ötürü hayran olmuşumdur. Bugün ise bir kere daha kendime hak verdim(*) . Zira, hiç kimsenin değinmediği noktaya değindiniz. Biliyor musunuz, öldürülen askerleri kimse hatırlamaz ya da pek anmaz.

Çünkü askerler, bu dünyaya ölmek için gelmişlerdir. Zaten bu mesleği de onun için seçmişlerdir!.. Bu bir orgeneral ya da oramiral olsa bile...

Bütün öldürülen siviller için inanın içim acıyor. Ama bu ülkede Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Hiram Abbas, Bahriye Üçok ya da Abdi İpekçi’den başka katledilen o kadar çok insan var ki... Üstelik bu saydıklarımın çoğu da benim yakın tanıdıklarım. Çoğu da emekliyken öldürülmüş. Hiçbirimiz niçin öldürüldüklerini bilmiyoruz. Sanırım hiçbir zaman da öğrenemeyeceğiz.

Ben babamın neden ve kim tarafından öldürüldüğünü bilemiyorum. Sadece emin olduğum tek husus, babamın bir kan davası ya da çek senet davasına kurban gitmediğidir. Bunun dışında bizim gibilere, yalnızca acımızla yaşamak düşüyor.

Çünkü, bu ülke için kurban edilen insanların aileleriyiz. Hepsi bu!

Ama direktifleri kimler veriyor, bilemiyoruz. Babamın olayında benim en çok aklıma yatan ya da inanmak istediğim, Kıbrıs harekâtında canı yanan Yunanlılar tarafından yapılmış olmasıdır. Bu beni biraz olsun rahatlatmıştı. ’Hiç değilse kendi halkım tarafından değil...’diyerek oyalandım. Aksi takdirde, bu ülkeye bunca hizmetin bedelinin bu kadar ağır olması, insana çok acı geliyor.

Babam, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Kemal Kayacan...

Mehmet adını hiç kullanmazdı. Sanırım bilgisayarda yazıyor.

Saygılarımla,

Fatoş KAYACAN HATAYLI”

(**) Y. N: Yukardaki okur görüşleri 18 Eylül tarihli “Neden öldürüldüler?” başlıklı yazıma dairdir. Bu yazıda Turan Dursun’un adını Tarık Dursun olarak yanlış yazmışım, özür dilerim.

Sayın M. Kırıkkanat! Sizin yazılarınıza gözlerim ne zamandan beri takıldı bilemiyorum. Biz okurlar yazılarınızı beğenip okumaya başlayınca kendimizi sizin dostumuz sanıyoruz...

12 Eylül öncesi günlerde, Ankara’da arkadaşımın teyzesi anlatır: TÖS’ün (sonra TÖB) bir gösterisinde Kürtçe pankartlar taşınıp,kürtçe sloganlar atılmasını hayretle izlerken, birden göstericilerin arasında 15 yaşındaki oğlunu görmüş, tabii hemen çekip almış. 12 Eylül öncesi (o günkü legal, cinayet örgütleri tarafından) basılıp okuyucularına ulaştırılan Kürtçe dergi ve gazetelerden haberiniz yok mu? O dergilerin okuyucularının ’doğu vilayetleri kuracağımız Kürt devletinin’sözleri sizin kulaklarınıza ulaşmadı demek. 1977 seçimlerinde, daha Doğu-Güneydoğu oy sayımını beklemeden B. Ecevit çıkıp ’iktidara geldik’dedi. Ama ertesi gün seçim sonuçları açıklandığında 11 milletvekili eksik olduğu görüldü. Onun da kulağına ’biz CHP’yi bu seçimde paravan olarak kullanmayı bıraktık, kendi bağımsız adaylarımızı çıkardık’sözleri gelmemişti anlaşılan. Ben 1971’de fakülteye başladığımda, sınıfımdaki meslek okulu öğrencilerinden birkaçı imam-hatip okulu mezunu idi. İçlerinden biri; mikroskopta mikropları görüyor ama ’Ben mikrop olduğuna inanmıyorum, Kuran’da yazmıyor’diyebiliyordu. 12 Eylül öncesi beş bin kişi öldürülürken ülkenin yönetiminde seçilmiş hükümetler yok muydu. K. Evren (iktidara gelmeye zemini hazırlamak için) bu beş bin kişiyi öldürtürken ülkeyi yönetenler kendilerini bostan bekçisi mi sanıyorlardı. 12 Eylül askeri müdahalesi olmasaydı, cinayetler nasıl duracaktı? A. İpekçi’nin bir çaresi vardı; ölmeden önce yazdığı yazılarında hep AP-CHP koalisyonu öneriyordu. Ölünce o çare de bitti. Geçmişe ait çare ararken, olmasın dediğin askeri müdahale yerine senin çaren ne idi. Bunu bilmek isterim. Geçmişi hep kötüleyerek anlatmak insanı kendi rahatsızlığından kurtarır ama o günlerden hatırası olmayan insanları, geçmişe karşı kışkırtır. ABD matematik, fizik, kimya, biyolojide ileri olur da sosyolojide geri olabilir mi? Toplum da yöneticileri de kendini denek olarak kullandırtmasın. Acı sözlerim varsa özür ve iyi günler dilerim. H. T.”

(\*) Y. N: Yukardaki okur görüşleri 18 Eylül tarihli “Neden öldürüldüler?” başlıklı yazıma dairdir. Bu yazıda Turan Dursun’un adını Tarık Dursun olarak yanlış yazmışım, özür dilerim.