Yasağın dayanılmaz çekimi
Vatan · 29 Eylül 2009
Hani bilinçaltı saplantıları açığa çıkaran bir test vardır: Psikolog bir kelime söyler, aklınıza gelen ilk kelimeyle karşılık verirsiniz. O “ekmek” der, siz “yemek” derseniz dengelidir de, ekmeğin yerine “sevişmek” ( ya da eş anlamlısı !) gelirse aklınıza, biraz sorunlusunuz demektir...
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, sorumlu bakan olduğu aile bakıp imrenmesin, çocuklar da görmesin diye öpüşmeli koklaşmalı TV dizilerine “şifre” önerdiğinde, ben de “Bekâret kemeri!” diye naralanırken buldum kendimi.
Gözümün önüne bekâret kemerleri takılmış, üstüne de koca koca kilitler asılmış LCD ekranları geldi, beğenmedim de değil fikrimi.
Neyse ki Selma Aliye Kavaf, ertesi gün açıkladı ki TV’lere kilit... pardon, şifre önerisi, aslında kamuoyundan gelen birtakım rahatsızlıklara karşı yaptığı “fikir jimnastiği”nden ibaretmiş. Benim bildiğim fikir jimnastiği, şifreli sansürlü beyinlerin harcı değildir, tam tersine özgür düşünceyle yapılır, ama haydi neyse... Belki de kilitli sansürlü fikirlerin hayali jimnastiğine de “aerotik” deniyordur ve “aerofu.king”e yarıyordur, kimbilir?
***
Ne var ki Selma Aliye Kavaf, ister fikir jimnastiği yapsın ister zikir, Türklerin aile yapısı ve çocukların zihinsel gelişimini zedeleyen programlar bağlamında hedef tahtasına öpüşmeli koklaşmalı dizileri koymakta yanılıyor ve ahlaki rehabilitasyonu yanlış yerde arıyor.
Bencileyin bu milletin kafayı yemesinden, evet, çoğu TV kanalları sorumlu, ama öpüşmeli koklaşmalı dizilerle değil: İstisnasız hepsi ABD’li katiller, polisler, hayaletler, vampirler ve uzaylıların, bu ve öteki dünyada birkaç orduyu donatacak silahlarla birbirini kıra öldüre bitiremediği diziler, filmler birbirine eklendiği zaman Türkiye’de hâlâ daha cinnet geçirmeyen aile kalabildiğine, az sayıda da olsa dengeli çocuk yetişebildiğine şükretmeli!
Özellikle yabancı sahip ya da ortaklı TV kanallarında tamamı Amerikanca yayınlanan bu birbirinden uçuk, kepaze ve şiddet dolu filmleri/dizileri durduraksız göstermekten amaç, tabii ki tamamen duygusal olup Türk halkını bu dünyada uyutmak ve başka dünyalara hazırlamak. Bu başka dünyalarda yıl 3055’miş, kıyamet olmuş bitmişmiş, ölüler konuşurmuş, robotlar sevişirmiş, hayaletler evlenir, normal insanların hepsi de psikopatmış, ne gam...
Bu dizi ve filmlerin gerçeküstü etkilerinden önce, fonetik imrentisini duyuyoruz: Türkiye’de türbanlı türbansız genç kızlar, hatta kız çocukları Türkçeyi niçin miyavlayarak konuşuyorlar sanırsınız? Dillerini televizyondaki Amerikan vampirlerine ayarlıyorlar. Miyavlamaya iyice alıştıktan sonra onu bunu ısırıp ölümsüz olacaklar!
***
Bizim Behlül’ün Bihter’e yumulması, Türkiye’de birkaç yıl içinde kanatlarım çıktı diye kendini boşluğa bırakacak şizofren nüfusa vız gelir, tırıs gider. Anasını babasını doğrayacak, komşunun ırzına geçip bileziklerini çalacak nüfusu da yerli diziler kesmez, haberler ve kredi kartı reklamları tetikler ancak!
Üstelik, yasaklar en çok yasakları koyan ve kabullenenler tarafından delinir bir, cinsellik nerede yasaksa cinsel suç en çok orada işlenir, iki.
Başka bir deyişle; öpüşmek ve sevişmek yasaklı toplumlar, gizli gizli öpüşmek ve sevişmekle yetinmez, bu uğurda tecavüz eder, cinayet de işlerler.
Hele bu yasaklar, dini bir ahlaka dayandırılarak ilan edildiyse...
Arap ülkelerine bakınız: Suç ve günah sayılan her eylemin, suç ve günah sayılmayan ülkelere oranla çok daha yaygın olduğunu görürsünüz. Arapların düşman bellediği Yahudiler arasında da en yüksek cinsel suç oranı, ensest ilişkiden pedofiliye, “Haredi” diye anılan aşırı dinci cemaat içinde yaygındır. Köktendinci Hristiyanlar arasında da durum farklı değildir. Sözde evlilik yasaklı ve cinsel oruçlu Katolik papazlar arasında çocuk tecavüzcü oranı akıllara durgunluk verir.
Velhasılı aile kurumu ve çocukların ahlakını, öpüşmek değil, öpüşememek bozar! Nitekim Türkiye’de cinsel suçların ezici çoğunluğu, öpüşemediği, sevişemediği için tecavüz edenler arasından çıkmaktadır.