Allah rızası
Vatan · 12 Ekim 2009
“Bilgelerin öğüde ihtiyacı yoktur. Aptallar da zaten dinlemez.”
Benjamin FRANKLIN
Hava güzeldi, pencere açıktı, sokaktan kırık, alaylı ve umutsuz bir ses yankılandı. Sonra bir daha, bir daha... Teranesine “Allah...” diye başladığı için önce bir dilenci sandım. Ama ezilmişliğine bir isyan içerdiği için ilgimi çeken gıcırtılı sesin sahibi, yalvarmıyordu, dilenmiyordu, “Allah rızası için” demiyordu.
“Allah razı!” diye bağıra bağıra yürüyordu sokakta.
Kırk-elli yaşlarında, hayatına hiç uğramayan şansın yokluğuyla beli büküldüğü ve ne bulduysa onu “çektiği” belli, kuşkusuz gel git akıllı ya da düpedüz deli bir insan kalıntısı, bir berduştu.
Yolun ortasına hedefini şaşırmış tokat gibi attığı her adımda, “Allah razı!” diye naralanıyor ve sanığından çok tanığı olduğu dünyada en çok duyduğu sözleri, kendi çeşnisini katarak tekrarlıyordu:
“Razı, Allah, razı... Allah büyük... Allah ağbi... Büyük, büyük... Ağbi Allah...”
Gel git akıllıların ve otistiklerin ortak özelliğidir: Etkilendikleri bir sözcüğü takıntı haline getirir, kafalarını öne arkaya sallayarak biteviye yinelerler.
Türkiye, fazlasıyla “normal” insanın kafalarını sallaya sallaya “Allah...”la başlayan -ve anlamını pek bilmedikleri- klişeleri biteviye tekrarladıkları bir ülke. Ezici çoğunluğu her işe, her güne, her lafa “Allah” diye girişen insanların yaşadığı bu diyarda, ayrıca Endonezya ya da Pakistan gibi çok daha büyük nüfuslu Müslüman ülkelerde olmayan sayıda ve oranda da cami var. Bu camiler, müminleri günde beş kez Allah’ın büyüklüğüne yeniden iman ve secde etmeye çağırıyorlar.
Böyle bir ülkede insanların daha huzurlu, daha iyi niyetli, daha temiz yürekli, daha adil, daha dürüst, daha sevecen olmaları ve Allah’ın adını dilinden düşürmeyen bir toplumda daha az şiddet, daha az cinayet, daha az tecavüz, daha az yalancılık, daha az hırsızlık, kısaca daha az günah işlenmesi beklenir, değil mi?
Ne gezer...
Gün geçmiyor ki ortalama 5 cinayet, 3 tecavüz, 800 hırsızlık suçu (ve günahı) işlenmesin. Her gün, gözünün üstünde kaşın var diye -Tarık Akan’ın başına geldiği gibi- binlerce kişinin sokakta ağzı burnu kırılmasın, evde kadınlara ve çocuklara dayak atılmasın. Üstelik bazen öldüren, bazen dövenlerin kafilesine giderek daha çok “emniyet teşkilatı mensubu” katılmasın...
Bu ülkede Allah’ın her şeye kadir olduğuna, ondan izinsiz “yaprak kımıldamayacağına” iman ediliyor, her isabet ve musibette O’nun rızası aranıyor. Acaba laik hukuka göre suç, şeriata göre günah oranının giderek hızlanarak yükselmesinde, “Allah izin vermeseydi, yapmazdım!” mantığı etkili olmasın? Müminler, işledikleri suç ve girdikleri günahın sorumluluğunu da her şeyi gören, bilen ve yaradana yüklemesinler, sakın?
Küçük çoban Ceylan Önkol’un paramparça olan cesedinden havan topuna rol biçip havan topçularına vurmak ve hükümetin Kürt açılımına beliğ destekle, hamasi cesaret doğramak, kolay. Meğer Ceylan Önkol’u havan topu öldürmemiş, patlayan neyse, devletin mermisi de olabilirmiş, olmayabilirmiş de...
Oysa siyasal mülteci olarak daha 1990’lı yıllarda, hem de siyasal mülteci olarak İngiltere’ye “açılan” Gören ailesinin errrkekleri 1999’da “kayboldu” dedikleri 15 yaşındaki kızları Tülay’ı kendi Eller ile öldürüp evlerinin bahçesine gömmüşler. Başka bir deyişle, 90’dan 99’a ne İngiltere’ye açılmış kafaları, ne insanlığa...
Keza İngiltere’ye değil de İzmir Çiğli’ye “açılan” Han ailesinin 17 yaşındaki kızı Buse’yi 21 yerinden bıçaklayarak öldüren katil, meğer öz yeğenine tecavüze kalkışan dayısından başkası değilmiş...
Demek ki Türkiye’de barış ve insanlığı savunan kimsenin “hayır” demeyeceği bir Kürt açılımında, tıpkı her etnisiteden “kulların” ihtiyacı olduğu gibi her şeyden önce bir gelenek, görenek, yani kültür değişimine gerek var.
Bu değişim de her işe “Allah rızası,” diye girişip, her haltı “Allah razı olmasaydı, yapamazdım,” diye yiyerek sorumluluktan kurtulan zihniyetin yaygınlaştırılmasıyla, elbette başarılmaz.