Kurbanların sessizliği
Vatan · 19 Ekim 2009
Almanya’da avukatlık yapan Seyran Ateş, hem tanınmış bir hukukçu hem de yazar. Türklüğü, Avrupa’daki varoluş mücadelesine zaten “eksi”den başladığı yolda işini hiç kolaylaştırmadığı gibi, yaptığı seçimler büsbütün zorlaştırmış hayatını.
Seyran Ateş, önceki yıllarda kadın haklarını savunduğu için epeyce hırpalandı bizim errrkek göçmenler tarafından. Bir keresinde, mahkeme kapısında saldırıya bile uğradı. Saldıran elbette Türk errrkeği ve bir kadın müvekkilinin kocasıydı.
Göçmenlik, kadınlar ve kültür çatışması üzerine kitaplar yazan Ateş’i, Türk errrkekliğinden kaynaklanan şiddet ve tehditler bugüne kadar yıldıramadı. Oysa Türk şeriatçılığından kaynaklanan cinsel yobazlık, hakkından gelmişe benziyor...
Bir türlü uslanmayan Seyran hanım, kadınlara özgürlük ve eşitlik istemesi yetmiyormuş gibi hem “cinsel devrim gerek” demek cüretini göstermiş, hem de böyle bir devrimi “İslam’da” yapmaya kalkmış! Velhasılı, “İslam’a Cinsel Devrim Gerek” diye bir kitap yazmış.
Üstelik Türkçe değil Almanca, ama yine de paçayı kurtaramamış. Kitap okumayı hiç mi hiç sevmeyen bizimkiler, “cinselliği” duyunca Almancasına bile atlamışlar!
Yobazlar burunlarını birbirine sürterek ya da kulak kulağa mı çoğalıyorlar nedir, vay efendim sen misin “seks” ile “İslam” sözcüklerini yan yana getiren!
O gün bugündür ölüm tehditleri alan Seyran Ateş, sonunda susmakla kurtulamadı, “susacağını” alenen açıklayarak teslim bayrağı sallamak zorunda kaldı. Alman Der Spiegel dergisine verdiği demeçte: “Allah’a inanarak, kadın erkek ilişkisinde eşitlik, insanlık ve özgürlük için çalışıyor, yazıyordum. Anladım ki bunu istemeyen çok insan var. Benim için diyecek bir şey kalmadı. Türkçe yazan pek çok kişiden ölüm tehdidi aldım. Artık hiçbir demeç vermeyeceğim. Susmamı isteyen insanlar rahat olsun. Susuyorum...” demiş.
Seyran Ateş’in yaylım ateşine tutulan kitabı iyi mi yazılmıştır, kötü mü, bilmiyorum. Okumadım, herhalde okuyamayacağım da, çünkü benim Almancam yok, kitabın da Türkçe yayınlanma şansı galiba çok zayıf...
Ama biliyorum ki Seyran Ateş kimseyi dövmemiş, iğdiş, tehdit ve küfür etmemiş, sadece düşüncelerini yazmış bir kitaba...
Biliyorum ki yazar kadın değil de errrkek olsaydı ve İslam’a uygun cima nasıl yapılırı anlatsaydı enine boyuna, hem ölüm tehditleri almazdı, hem de nemli bir huşuyla okunurdu.
Oysa kadın olduğu için sustu.
Daha doğrusu, dinsel ve cinsel yobazlar tarafından susturuldu.
Düşündüm de ne çok konuda, ne çok “şeye” karşı susuyoruz artık, hepimiz...
Ayıp olmasın diye susuyoruz. Mahalle baskısı var, diye susuyoruz.
Kul küçük, Allah büyük diye susuyoruz.
Yurttaş küçük, devlet büyük diye susuyoruz.
Döven baba “büyük” diye susuyoruz.
Irza geçen amca, dayı, ağabey “öldürür” diye susuyoruz.
Öğretmen döver diye susuyoruz.
Polis tutuklar diye susuyoruz. İçeri atarlar, çıkarmazlar diye susuyoruz.
Yasalar var, diye susuyoruz.
Adalet yok, diye susuyoruz.
Fena yaparlar, diye susuyoruz. Ödetirler, diye susuyoruz.
Yazarsak basmazlar, diye susuyoruz. Basarsak kapatırlar, diye susuyoruz. Konuşursak atarlar, diye susuyoruz.
Çoğalıyorlar diye susuyoruz. Azalıyoruz diye susuyoruz.
Diklenirsek saldırırlar, diye susuyoruz. Direnirsek ezerler, diye susuyoruz.
Susarsak dokunmazlar, diye susuyoruz.
Oysa biz sustukça azıyor, eziyor, saldırıyor, biz sindikçe tepiniyorlar hakkın, hukukun, adaletin üstünde. Bağır çağır suçlular, suskun suçsuzları infaz ediyor her gün, gözümüzün önünde.
Kararsızım: Baskı mı suskunluğu, yoksa suskunluk mu baskıyı yarattı?