Yağ
Vatan · 23 Ekim 2009
Çin’deki Guangzu eyaletinde, bizim sayıları gittikçe artan Boğaz köprülerinin sayısı gittikçe artan uğursuz işlevini yükleyen bir “İntiharlar Köprüsü” var. Her yıl onlarca umutsuz Çinli, bu köprüden atlayarak yaşamlarına son veriyor. Her intihar haberi de daha fazla umutsuz Çinli’nin Guangzu eyaletinin yolunu tutup köprüden atlamasına neden oluyor. Ama bölge sakinleri, “intihar turizmi”yle anılmaktan da, turistlerin artışından da şikâyetçi.
Çinliler pratik insanlar. Guangzu eyaleti hükümet sözcüsü Şiyu Lang, geçenlerde açıkladı: “Köprünün iki ucuna gözcüler koyduk, kenarlarını bariyerlerle çevirdik, on metrede bir ‘Burada intihar etmeyin’ uyarıları diktik, hiçbir işe yaramadı. Biz de köprüyü tereyağıyla sıvadık, şimdi kimse bariyerlere tırmanamıyor!”
N’ayır, sayın seyirciler, yanlış okumadınız: Guangzu’lu Çinliler, 300 metre uzunluğundaki çelik köprünün korkuluklarını resmen tereyağıyla sıvamışlar, köprüyü aşmak, altından akan deli sulara atlamak isteyen üzerinden kayıyor, edemiyor intihar...
Üstelik, köprüyü tereyağıyla sıvamanın öngörülmedik bir yan etkisinden de pek memnun kalmış Guangzu’lular. Eyalet hükümet sözcüsü Şiyu Lang, onu da şöyle açıkladı: “Köprüdeki her intihar ya da intihar girişimi, araç trafiğini tıkıyor ve sürücülerin şikâyetine yol açıyordu. Tereyağıyla sıvadığımızdan beri, trafik de açıldı...”
Fransız Marianne dergisinde yayınlanan bu haberi okuduğumdan beri, düşünüyorum: Çin’deki intihar önleyici işlevi hariç, tarihin ilk çağlarından günümüze yağlamanın, takılmadan, teklemeden ölebilmek için bile gerekli olduğunu fark eden kaç kişi vardır, ey okur?
Oysa intiharla infaz arasındaki fark, yağın varlığıyla yokluğundan ibarettir sonuç olarak, o kadar...
Hayatına son verecek kadar bezmiş çaresiz, kendini asacağı ilmeği yağlamayı düşünmez. Katır kutur asar kendini, ilmek tam gırtlağa oturmaz, uzun süre can çekişir, bazen de yağlanmayan ip sağlam değildir, kopar, insancık hem ölemez, hem de düşerken orasını burasını kırar. Celladın attığı ilmekse güzelce yağlanmıştır, kafadan kolayca geçer, bir tekmede yerini bulur, acı çektirmez, çabuk öldürür.
Keza kazıklı infazlar da yağsız yapılmazdı, tarihte. Açıkçası, yapılamazdı. Çünkü meşum kazık, hükümlünün nahiyesine yağlanmadan çakılamazdı. Özellikle Osmanlı’nın pek ustalaştığı ince bir zanaattı: Ucu güzelce sivriltilmiş kazık iyice yağlanır, ustaca tokmaklanan kısa vuruşlarla bağırsaklar fazla parçalanmadan geçirilir ve böylece, idamlığın o kazığın üstünde bazen günlerce canlı kalması, gelen geçene ibret olması sağlanırdı.
ABD’nin hâlâ sürdürdüğü elektrikle idam infazlarında “yağ”dan geçilebildiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz: Elektrik akımını taşıyacak “patch”lar, idamlığın özel bir jelle yağlanmış baş ve vücut noktalarına takılıyor. Yağ görevini üstlenen bu jel olmadan, yeterince iletkenlik ve kolay, çabuk ölüm sağlanamıyor.
Fransız doktór Joseph Ignace Guillotin de yağın önemini ve iyi yağlanmayan giyotinin düzgün çalışmayacağını bilirdi. Yarısı kesilmiş bir başın üstünde tutukluk yapan giyotinin nasıl bir işkence aletine dönüşeceğini, herhalde herkes tahmin edebilir.
Guangzu’da tersine işleyen yağ ve yağlama mantığının, ölmek ve öldürmekteki önemini umarım anlatabilmişimdir.
Yağlamanın zevk ve keyif demek olan yaşamsal fonksiyonuna gelince, Paris’te Son Tango filminde Marlon Brando’nun bir paket tereyağı ile ne yaptığını hatırlamak, sanırım yeterlidir.
Zaten intikam sevinci de eller göğüse sürülerek çekilen “Oh olsun!” ların ifadesi, “yağ bağlayan yürek”ten başka nedir ki?
Ancak...
Yukarda anlattığım gibi yaşamak, yaşatmak kadar ölmek ve öldürmeye de yarar, yağ ve yağdan türeyen ne varsa.
Giyotini devletin resmi infaz aracı olarak onayladıktan sonra giyotinle başı kesilen 16. Louis gibi... İntikam sevinciyle “yüreği yağ bağlayan” ların sonunu da çoğu kez yağ düşkünlüğü getirir ve politikada ayağı kaymak da bu kuralın dışında değildir!
Tırmanmak kadar düşmeye de yarar yağ, yağlama, yağcılık ve yağma.