Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2009

Allah’ın güvendiği kul sözü

Vatan · 2 Kasım 2009

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkım sürecinde bu mülkte “sağ” görüşü temsil edenlerin azımsanmayacak bir bölümü düşmanın yanında yer alırken, Kurtuluş Savaşı’na katılan sağ görüş de savaş sonrası yeni kurulan düzene “hasım” olmuş ve her iki cephede de “zafer”i seküler sola kaptırmıştır. Nimetleri her ne kadar düzen kuruculardan çok kendilerine yaramış olsa da, seküler solun bu zaferi bir türlü sindirilememiştir muhafazakâr kesim, yani “sağ” tarafından.

Kimi düşmanla işbirlikçi bir belleğin mirasçısı, kimi vatanı düşmandan kurtarmaya katılmakla birlikte kurulan yeni düzene, laik cumhuriyete muhalif muhafazakârlığın, sağın “intikam” saatidir, yaşadığımız zamanlar. Daha ilk gününden öteye, muhafazakârlığın bir numaralı silahı, Allah’a imanı kullanıp, dinin önce devlet, ardından toplum içindeki ağırlığını adım adım artırarak içini boşalttıkları seküler düzenin, artık sonunu kutlamaktadırlar.

Ulvi ahlakta mangalda kül bırakmayan oportünist sağın, çelişkiden utanmayan mantık ahlakı yoksunluğu, ülkenin tüm değerleri üzerinde tepinen şöhret avcıları ve bilgisiz bilgiçler yarattı. En önemli konularda hiç uzman olmayanlar ahkâm kesiyor, örneğin TV’lerdeki açık oturumları siyasal bir sorun hakkında bilgi edinebilmek için izleyenler, program bittiğinde bilmediklerini hâlâ bilmiyor, öğrendiklerini de çoğu kez yanlış öğrenmiş oluyorlar.***Geçen hafta sonu katıldığım böyle bir tartışma programında, genel kamu hukuku, anayasa hukuku ve ceza hukuku uzmanı olmadan hukuki boyutu konuşulmaması gereken bir konuda, bizzat kendisi “daha çok medeni hukuk davaları” yla uğraştığını söyleyen Av. Kezban Hatemi’yi fikir beyan ederken buldum karşımda.

Yine kendi deyişiyle “ne profesör, ne doktor, sadece avukat” (19. 04. 2007 NTV) olup, Allah’ın emriyle dini konularda ulemalık da yapan Kezban Hatemi, beni “İrticanın Işıklandırılması” yazımdan öteye izlemeye almış, hakkımda, “Bu kadın hasta. Keşke Hristiyan olsa, Allah korkusu olurdu, Allah onu islah etsin,” tadında demeçler vermiş kişidir. Sevgili Hrant Dink’in avukatlarından sadece biridir, ama verdiği röportajlardan yalnız o var sanırsınız, aynı şekilde Fener Rum Patriği Bartholomeos’un salt kişisel davalarına bakar, ceza hukuku uzmanı değildir, genel kamu hukuku uzmanı değildir, anayasa hukuku uzmanı değildir, sözünü ettiğim davalar vitrinidir, ama asıl şöhretini medyatik ve sosyetik boşanma davalarına borçludur. Tartışma sırasında, uzmanlık alanını hatırlattığım Kezban Hatemi’ye, fikir beyan ettiği konunun kendisini aştığını söyledim. Küplere bindi. “Hangi milyon dolarlık boşanma davasına bakmışım, sizinkine mi?” diye kızdı köpürdü. Zengin olmadığım için beni boşaması mümkün değildi, tabii. “Basında yer alanlara...” deyince, terekeme “magazinci” basıp küçümsedi. Beğenmediği magazin basınına röportaj veren kendisiydi ya, neyse... Yine inançsızlığıma yüklendi, Allah korkusu diledi, falan.

Ertesi gün Vatan Gazetesi’ni açınca bir de ne göreyim? Meğer Sanem Altan’a kallavi bir röportaj vermiş, Kezban Hatemi’nin avukatlık üstlendiği sosyetik milyonerlerin boşama davaları isim isim, sıram sıram: Cem Hakko, Elif Dürüst, Mehmet Germiyanlıgil, Sibel Can... Aslı Çakır’ın 20 Ağustos 2006 Milliyet Pazar’daki röportajına konu olan Zeynep-Mehmet Urgan vb. de cabası...

Sanem’in harika röportajını okurken hem güldüm, hem huşuyla ürperdim: Allah, beni sadece bir gün arayla haklı çıkarıyor, Kezban Hatemi’nin “Hangi milyon dolarlık boşanma davasına bakmışım?” öfkesine tıpış tıpış kendi yanıtlarını konuşturuyordu. Allah’a inanan çok. Önemli olan Allah’ın kimin sözüne güvendiği. Duruma bakılırsa...

Demek ki Allah, sizden çok bana güvenirmiş, Kezban hanım!