GDO çocukları (2)
Vatan · 9 Kasım 2009
Türkiye’yi yıllardır en geniş kapsamda bir “denek tarlası” olarak kullanan çokuluslu gıda sanayi şirketleri ile onların şürekâsına “GDO çocukları” adını takan arkadaşım, o çocukların siyasal sahada kimlerin zürriyetine denk düştüğünü bilse, korkudan titrerdi...
Basın üzerindeki baskılar, GDO çocuklarının ülkemizdeki temsilcilerini bir bir sıralamamı imkânsız kılıyor. Ama emin olunuz ki, çoook yetkili devletlilerin “yürü oğlum” dediği ve hemen her alanda yaptıkları girişimler birkaç yılda muazzam servetlere dönüşen, zaten sizin de kimler olduğunu gayet iyi bildiğiniz tüm çocuklar bu işin içinde: Babalar imza atıyor, çocuklar ithal ediyor, Türkiye genetiği değiştirilmiş organizma yiyor.
Aynı babaların el etek öperek ve Türkiye’nin en verimli tarım alanını tahsis ederek GDO’lu tohum ürettirip çiftçiyi bu tohumları kullanmaya zorladığı çokuluslu şirketten yediklerimiz de cabası...
GDO öldürür mü? Bilmiyoruz. Ama örneğin, GDO’lu soya fasulyesi çok yediği için memeleri çıkan Amerikalı erkeğin, soya fasulyesini artık ağzına koymasa bile ömrünün kısaldığını ve yüzde 80 gibi korkunç bir olasılıkla ömür süresi tükendiği için değil, hormonal sistemi bozulduğu için kanserden öleceğini biliyoruz. GDO’lu besinlerin, insan sağlığına etkilerini anladığımız gün en az on yıldır bu besinleri tüketmiş, dolayısıyla eğer zarar gördüysek, onarmak için çok geç kalmış olacağız.
Sevgili Güngör Uras’ın dün Milliyet’teki yazısında anımsattığı gibi, DDT’nin insanı, toprağı, ürünü nasıl zehirlediği ancak 22 yıl sonra anlaşıldı.
Ben çocukken, dünya basınında elleri omuzlarında çıkmış, kolu bacağı olmayan, ayakları üç parmaklı kongenital bozukluklarla doğmuş çocuk fotoğrafları yayınlanır, altında “thalidomide” kurbanı yazardı. Hamile kadınlara kusmasınlar diye verilen bu ilaç, 1950-60 arasında sadece 10 yıl satıldı ve değişik isimler altında pazarlandığı 52 ülkede, on binlerce çocuğun ölü doğmasına, hâlâ yaşayan 12 bin kurbanın da kongenital bozukluklar taşımasına yol açtı.
Bu ilacı GDO’lu ürünlerin tehlikesine örnek göstermemin bir nedeni var: Thalidomide çocukları, sadece sakat doğmadılar. Hayatta kalanların, ilacın yol açtığı kongenital bozukluğu kendilerinden doğan çocuklara aktardığı anlaşıldı. Başka bir deyişle, Thalidomide, onların genetik haritası, DNA’sını değiştirmişti...
GDO dediğiniz, DNA diye anılan kök yapıyla oynanmış ürünler. GDO’lar ekildikleri tarlada boy atmakla yetinmiyor. Doğal tohumlar ekilen tarlaya bulaşıyor, bir süre sonra onların da genetiğini bozuyor. Böylesine baskın bir organizmanın, insan ve hayvan DNA’sını etkilemeyeceği nasıl öne sürülebilir?
Özellikle “kendi kendisini imha eden” tohumları üretmek için kullanılan teknolojinin korkunçluğu, daha adından belli: Terminator.
Terminator teknolojisi (ki, patenti Türkiye’de de faaliyet gösteren Monsanto şirketi tarafından satın alınmıştır), bitkinin DNA’sına dönüşüm gösteren yabancı genler ekleyerek, üzerine basınca patlayan mayın prensibine göre işliyor: Bitkiye, kendi DNA’sını etkisiz hale getiren bir “caydırıcı gen”, ateşleme fitili gibi kullanılan bir “uyarıcı gen” ekleniyor ve “intihar toksini üreten” üçüncü bir genle patlaması, yani kendisini yok etmesi sağlanıyor. Süreç, tohum suyla temas edince işlemeye başlıyor. Dolayısıyla Terminator tohumlarının pimi, satılmadan önce yıkanmakla çekiliyor ve uyarıcı gen, toksin üreten geni harekete geçirerek kendisinden üreyen tahılı “kısırlaştırıyor”, bu tahıldan ekilecek tohum alınamıyor.
Türkiye’de yoğun olarak ekilen ve tohum alınamayan bütün tahıllar, bütün sebzeler işte bu Terminator teknolojisinin ürünü. Bırakın insan sağlığını, böyle bir sistem ülke tarımı açısından ne anlama gelir, herhalde anlamışsınızdır: Çiftçi, ektiği buğday, mısır, pirinç, patates ve adı bile uğursuz kanola gibi sürü sepet yağlı bitkilerden tohumluk alamıyor.
Her yıl GDO çocuklarından yeni tohum satın almak gerekiyor ve bu bağımlılık, Türkiye gibi daha birkaç yıl önce kendisine yeten tarım ülkelerini, parası olmadığı zaman tarım yapamayacak, dolayısıyla aç kalacak konuma getiriyor.