Medya koma
Vatan · 3 Aralık 2009
Hani kâbuslarla debelenirken kan ter içinde, bağırmak istersiniz de sesiniz çıkmaz ya...
Hani uyanınca, eğer uyanırsanız, bilemezsiniz asıl kâbus, üzerinize basan kara mı, yoksa kısılan sesiniz miydi ya...
Rom Houben isimli Belçikalı, işte uyanıkken tattı bu duyguları.
Hem de 23 yıl boyunca.1986 yılında bir trafik kazası geçirdiğinde de 23 yaşındaydı zaten. Kazadan canlı kurtuldu, ama topyekûn felç olmuştu. Genç adamın tüm melekelerini yitirdiğine hükmeden tıp, “bitkisel yaşam” ölçüsünde koma teşhisi koydu. Rom Houben, gözlerini açamadığı, konuşamadığı, hareket edemediği ve hatta yutkunamadığı için bilincinin yerinde olduğunu anlatamadığı hastanede tam 23 yıldan beri, çok genç olduğu için, bir gün çıkacağı umulan komasıyla yatıyordu.
Ta ki Liege Üniversitesi Tıp Fakültesi, koma üzerine bir araştırma başlatana kadar. Araştırmacı ekipteki uzmanlar, komada 46 yaşına basan Rom Houben “vakası” nı incelemeye karar verdiler. O güne değin denenmemiş analizlere giriştiler. Ve artık orta yaşlı adamcağızın, tüm hareket yeteneklerini yitirmesine karşın beyinsel etkinliğinin tamamen normal, bilincinin de yerinde olduğu ortaya çıktı.
Rom Houben, hâlâ felç, hâlâ hastanede yaşıyor. Ama artık, özel bir bilgisayar aracılığıyla “konuşabiliyor!” Haberi okuduğum Marianne dergisi, Houben’in başına gelenleri pek sevdiğim “Bunu da yaptılar” başlıklı garip olaylar dizininde yayınlamıştı. Oysa Türkiye’de...
Ne felç, ne de komada olan, tüm hareket yeteneklerine sahip, bilinci açık, tamamen sağlıklı, milyonlarca insanın salt canlarını kollamak, mallarını korumak amacıyla “bitkisel yaşam” a girip susması... “Bunu da yaptılar” başlıklı dizine manşetten girmeyi hak eden asıl gariplik, sizce de bu değil mi, sayın seyirciler?*** Okurlarıma arada bir “sayın seyirciler” diye seslenmemin nedenini bile anlamayacak kadar kıt zekâlılara, sözüm yok elbet. Sözüm, sesini kısmayanın dilinin koparıldığı korkunç düzeneğe seyirci kalmak zorundakilere. Benim gibi hâlâ bağırmaya çalışanların da yakında ya kendiliklerinden susacağını, susmazlarsa susturulacaklarını anlayanlara... Gün, iktidarla medyanın arasını bulan muhabbet tellallarının günü. Gün, sahibinin öğrettiği övgüleri, sövgüleri şakıyan, avuçtan yem yiyen, el etek öpüp temenna çakan rengârenk papağanların. Gün, fişi iktidara takılmış lambaların “aydın”, faşistlerin “demokrat” diye yutturulduğu bir gece, aslında. Karanlığı delmeye, gerçekleri göstermeye çalışan özgür, yalnız ve bağımsız ışıklar, kim vurduya gidiyor, bir bir söndürülüyorlar. Bir kâbusa yuvarlanıyoruz, hep birlikte. Kan ter içinde, bağırmaya çalışıyoruz, sesimiz çıkmıyor. Oysa bilincimiz açık. Komadayız toplumca. Kaç yıl sürer, uyanır mıyız, ya da kim fark eder aklımızı yitirmediğimizi, umut var mı, bilemiyorum artık.
Şahsen, bitkisel yaşamda bir medyayı reddediyorum. Türkiye toplu komadan çıkamazsa, ben kendi fişimi kendim çekerim. *** “MENEKŞE” ARANIYOR Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, henüz sadece kızlara eğitim veren bir kurumken, son sınıf öğrencilerine “Violette” denir ve diploma töreninde yakalarına mor menekşe buketleri takılırdı. NDS, 24 Ocak 2010’da benim sınıfımın mezuniyetini görkemli bir törenle kutlayacak. Oysa sınıf arkadaşlarımız Anahit Kaynaklı, Beyhan Görgül, Suzy Almaleh ve Semra İpekdüzen’e ulaşamıyoruz. Sevgili Menekşeler, ses verin, nerelerdesiniz, bu tören sizsiz olmaz!