Noel kabusu
Vatan · 22 Aralık 2009
2000 yılına birkaç gün vardı. Zaman hızla ileri doğru akarken, Eyfel Kulesi’nin üzerine yerleştirilen “tersine saat” geri sayıma başlamıştı. Noel sevincini 21. Yüzyıl heyecanına ekleyen Paris’in nabzı iki kilit tarihte zirve yapacaktı: 24 ve 31 Aralık geceyarısı, dev ekranın ışıkları altı sıfırı yan yana dizdiğinde...
Hemen birinci aşamaya, 24 Aralık’ı 25 sabahına bağlayan Noel gecesine yaklaşıyorduk. Ama ben Paris’in tadını çıkaramıyordum. Hatta hüzünlüydüm. Oğlum Gökçe, İstanbul’da stajdaydı. Bütün aile zaten orada. Daniel ile bir başımıza kalakalmıştık. Ne Noel umurumdaydı ne de 21.yüzyıl... Benim oğlan, “Artık yalnız yaşamak istiyorum, dönüşte ayrı oturacağım!” demişti, İstanbul’a giderken. Büyümüştü artık, elbet kendi kanatlarıyla uçacaktı, ama yine de hüzünlenmiştim. Tamam, ayrı otursundu da, çok da uzaklaşmasındı... Gönlümden, “Ah bizim apartmanda bir daire boşalsa da, orayı kiralasak!” diye geçiyordu. Noel zamanı kim taşınır? Apartmanı kiralayan şirketi ikide bir arıyor, hep aynı yanıtı alıyordum: “Yok!”
Bir yerlerde, Le Monde gazetesinin “sosyalist Katolik” yöneticilerinin Saint Eustache kilisesindeki Noel ayinine katılacaklarını okudum.
Dindarlıklarını ve siyasal tercihlerini gazeteye asla yansıtmayan bu kişileri, Noel huşusu içinde seyretmek ilginç olurdu kuşkusuz. Üstelik, bunca yıldır Türkiye dışında yaşıyordum, Noel ayini de görmemiştim hiç...
“Biz de gidelim!” diye tutturdum.
Ben dinsizim. Ama Daniel hem dinsizdir, hem de tanrıtanımaz. Papaz okulunda çok çektiğinden, kiliselerden de papazlardan da nefret eder. Tabii ki şiddetle karşı çıktı, “Benim orada işim olamaz!” dedi. Nasıl razı edeceğimi biliyordum:
“Ama Jean Guillou konser verecek!” dedim.
Jean Guillou, dünyaca ünlü bir organist. Orgun ne olduğunu sesini duymayana anlatmak olanaksızdır. Batı müziğinin Doğu müziğine attığı derinlik farkını, orgların sesiyle kavrar insan. Dünyadaki en büyük enstrümanlardır ve hiçbir ses düzeneği, senfoni orkestraları bile, orgların davudi haşmetine erişemez. Büyüğü vardır, küçüğü vardır, ama en küçüğü bile yüzlerce borudan oluşan bu enstrüman çoğul anılır, tek kişi tarafından çalınır ve organist unvanı kolay kazanılmaz.
Besteci ve organist Jean Guillou, 20. yüzyılın son Noel’i onuruna Saint Eustache kilisesinin Van Den Heuvel adını taşıyan büyük orglarında, Bach’ın eserlerini çalacaktı.
Daniel kiliseye “Hayır!” diyebilir, ama Guillou ve Bach’a burun bükemezdi.
Noel ayini 24 Aralık gece yarısı başlıyor. Konser dolayısıyla Saint Eustache kilisesi revaçta, şiddetli rüzgâr ve yağmura rağmen, millet ayinden iki saat önceden sıraya girmiş, yer bulmak kolay olmayacak, çaresiz biz de katıldık aralarına. Rüzgârın kamçı gibi yüzümde şaklattığı yağmur altında beklerken, ben “Başlarım Le Monde’un sosyalist Katoliklerinden...” moduna girmek üzereyim, ama Daniel orgları duymaya kararlı, fikir de benden çıktı, sıkıyorum dişimi.
Sonunda kapılar açıldı, kiliseye girdik, ortalarda yer bulduk. Ama içerisi dışarısı kadar soğuk, bir rüzgâr ve yağmurdan kurtulduk, donuyoruz...
Le Monde’un sosyalist Katolik kaptanları gerçekten tam kadro, tam önümüzdeki sıradalar, üstelik, iman gücüyle mi ısınıyorlar ne, hiçbiri benim gibi kat kat giyinmemiş, üşüyor gibi de durmuyorlar! Ellerini kavuşturmuş, sessizce ayinin başlamasını bekliyorlar.
Derken beyazlar giyinmiş papaz takımı içeri girdi, herkes ayağa kalktı ve ayin başladı. Dualara, Jean Guillou’nun başına geçtiği orglar henüz “moderato” partisyonlarla eşlik ediyor, gece yarısına birkaç dakika var, ayin saat tam 12’de “kreşendo” yapacak ve ister dindar olsun, ister dinsiz, tüm yürekler Bach’ın ruhlara üflediği rüzgâr sesiyle titreyecek.
Gerçekten de titredi yüreklerimiz. Titremekle kalmayıp, savrulduk!
Kurulmuş saat gibi, tam 12’de, orglarda kıyamet boruları çalarken, bir şangırtı koptu ve Saint Eustache kilisesinin vitray pencerelerinden biri patladı. Ne oluyoruz demeye kalmadan, ikinci bir pencere tuzla buz olmasın mı?
Yüzyılın kâbusu başlamıştı. Devamı cumaya.