Ölümcül günah
Vatan · 24 Aralık 2009
24 Aralık 1999 güncesine devamla: Saint Eustache kilisesindeki Noel ayini, geceyarısı kırılan pencerelerden içeri dolan rüzgârın uğultusu, orgların davudi sesine karışınca, üç boyutlu bir kıyamet filmine dönüştü...
Hani kapıdan mahşerin dört atlısının girdiğini görsem, “Tamam işte, dünyanın sonu!” diyeceğim. İyi ki sıralarla pencerelerin arasında geniş koridorlar var da, camlar zeminde tuz buz oldu, kimsenin tepesine düşmedi. Yine de birisi hamle etse, doğru kapıya seğirtmek niyetindeyim, ama bakıyorum, kimsede tık yok: Üstüne gerileceği çarmıhı sırtında taşıyan Hz. İsa’yı mı hatırladılar nedir, Katolik ümmet Noel kuzuları gibi birbirine sokulmuş, bet beniz atık, ama sakin bir cesaretle şarkılarını söylüyor. Daniel tabii ki tanrısız bir suskunluk içinde, ama ben bilmediğim kantikleri söyler gibi duruyorum, çünkü hem korkudan, hem de soğuktan dişlerim takırdıyor... Ayinin sonuna doğru her sıraya bir papaz yaklaşıp “İsa’nın barışı!” diye ellerimizi sıktı. Meğer bu bir işaretmiş, herkes yanındakine dönüp “İsa’nın barışı!” diye yineleyerek birbirine el verdi. Hem papaza, hem yanındakilere el vermemek için kollarını kavuşturan Daniel, taştan oyulmuş Mısır Sfenksi gibi dikilirken, bendeniz fırtınanın gazabına uğrayan Noel azabı bitti diye öyle bir ferahlamış, komşularımla öyle bir hararetle tokalaşıyorum ki, görenler Hz. İsa’nın doğumundan yeni haberim oldu da rötarlı seviniyorum sanır! Derken, ahali kalkıp sunağın önünde sıraya girdi. Sırası gelen ağzını açıyor, Başpapaz dilinin üzerine incecik bir kâğıt helvası koyuyor. Meğer bu kâğıt helvası Hz. İsa’nın etini simgeleyen kutsal ekmekmiş. Baktım ki Le Monde tayfası da kalktı, durur muyum? Peşlerinden hamle etmiştim ki, Daniel bir tanrıtanımazdan umulmayacak ciddiyetle bileğime yapıştı, “Sen günah çıkardın mı ki? Kutsal ekmeği yemek için tertemiz olmak gerekir, yoksa ÖLÜMCÜL GÜNAH işlersin!” demesin mi? Ne günahı, ne çıkarması, ne ölümcülü?İnanmıyorum ki bütün bunlara! “Ne o, imana mı geldin yoksa? Bana çalışmaz...” deyip kurtuldum elinden, papazın önünde ağzımı açıp bir güzel yuttum uzattığı kutsal ekmeği.
Bildiğiniz kâğıt helvası yufkası. Kâğıdı var, ama helvasız. *** Kiliseden çıktığımızda, fırtına gerçekten olağanüstü bir sertliğe ulaşmış, örneğin benim boyutlarımda birini uçurup sürükleyecek hale gelmişti. Rüzgârın kırbaç gibi şaklattığı yağmur da cabası. Ama ne bizim, ne de kimsenin aklına Fransa’nın ve komşu ülkelerin uğrayacağı Avrupa çapında felaket tablosu geliyordu. Başka bir deyişle, 24 Aralık’ı 25 Aralık 1999’a bağlayan gece, Fransa, İsviçre, Almanya ve Danimarka’da bazı bölgeleri haftalarca elektriksiz, binlerce insanı evsiz bırakacak, yüzlercesini öldürecek, gemileri karaya vurdurup ormanları kökleyecek LOTHAR kasırgasının başladığını ve 26 Aralık’a kadar sürecek kasırganın, başımıza ördüğü haraşo kaderi de bilmiyorduk...
Lothar kasırgası, Avrupa’da öyle büyük bir zarara yol açtı ki, o günlerde felaketin boyutlarına dair haber yazmaktan, kendi başıma gelenleri anlatmaya fırsat kalmadı. Kısmet bugüneymiş. Daniel, dün itibarıyla “On yıllık lanet bitti!” diye tutturdu. Sözde gülerek söylüyor, şaka yapıyor. Çıkarılmayan günahın laneti on yıl sürermiş güya, hâlâ inanmıyorum, ama on yılı geride bıraktığıma da memnunum doğrusu!Çünkü...*** O gece eve vardığımızda, sabahın 2’si falandı.
Kiliseye gitmeden hazırladığımız güzel sofrada, mum ışığında baş başa nefis bir yemek yedik. Televizyonun karşısında uyuyakalmışız. Kesif bir duman kokusuyla gözlerimi açtığımda, bizim yemek masası, usul usul yanıyordu.
Mumlardan biri erimiş, örtüyü delip geçmiş, masanın ortasına açtığı kandil deliği alev alev...
Çığlığıma uyanan Daniel, sürahideki suyu üzerine boşaltınca ateş iyice harlamasın mı? Resmen yangın çıktı. Derhal ilkokul derslerimi anımsadım ve masayı, üstüne bir kilim atarak söndürdüm. Heyecanımız yatıştıktan sonra, Daniel bana döndü ve parmağını, “Ölümcül günah demiştim!” diye salladı. Oysa gerçek ölümcül günahı ertesi gün işleyecek ve bir mucizeyle ödüllendirilecektim. Devamı salıya.