Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Melek kanatlarındaki İstanbul

Vatan · 14 Ocak 2010

Fatih Sultan Mehmet, 1123 yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde, henüz 21 yaşındaydı.

Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana, daha birinci gece son verdi.

Beyaz atının üstünde Ayasofya’ya doğru yola çıktığında, öğleden sonraydı.

Üstünde altın ve gümüş işlemeli kaftanı, rahvan sürdüğü safkan Arap atına attırdığı her adımda, büyük tarihe bıraktığı nal izinin tadını çıkarır gibi ağır ilerliyordu.

Arkasından saray erkânı, vezirler ve ulema geliyordu.

Atından, tapınağın içine girince indi ve Konstantinopolis’te ayağını ilk kez, Ayasofya’nın kutsal zemininde yere bastı.

Sunağa yaklaşınca bağırdı: Allahüekber!

Dünyada eşsiz kubbenin, altında toplananlara katlayarak geri gönderdiği bu haşmetli olduğunca ürkünç nara üzerine, şeyhülislam tekbir verdi ve hep birlikte namaza duruldu.

Megalo Ecclesia, cami olmuştu.

Konstantin Augusto, yapımını emrettiğinde yıl 325’ti.

İnşası 5 yıl, 10 ay, 10 gün sürmüştü ve bir Apollon tapınağının üstüne kurulmuştu.

DESTİNA (*), 76. sayfa

Roma İmparatoru Büyük Konstantin, kendi eliyle çizdiği planları mimarlara teslim ettiğinde takvimler İ. S. 324 yılını gösteriyordu. Konstantin’in adını Nova Roma (Yeni Roma) koyduğu muhteşem kent, sadece altı yılda bitirildi ve açılışı İmparator tarafından 330 yılında yapıldı. Nova Roma’nın adı, ancak kurucusu öldükten sonra, Konstantin’in kenti demek olan Konstantinopolis’e çevrildi.

Ayasofya’nın yaşı, aradaki yıkım ve yeniden yapımları saymazsak, İstanbul’unkine eşittir ve zaten açılışı da Nova Roma’nın kuruluş tarihi 11 Mayıs 330’a denk getirilmiştir.

Şöyle bir düşünecek olursanız, Nova Roma adıyla kurulan Konstantinopolis, tam 1123 yıl Doğu Roma İmparatorluğu demek olan Bizans’ın egemenliğinde kaldı.

Türkler, İstanbul adını verdikleri kentin henüz 557 yıldır egemenleri. Başka bir deyişle, kentin Roma ve Bizanslı ömrünü, daha yarılayamadılar bile...

Müslüman İstanbul, Hristiyan geçmişini eşitlemek için gereken 566 yıl daha Türk egemenliğinde, hatta ayakta kalır mı? Bilemeyiz...

Ancak, eğer bugün Avrupa Kültür Başkenti’yse bu kent, eğer bugün bu yüzden şenlikler yapılıyorsa dört bir yanında, hem bu paye, hem de bu payenin prestjini İstanbul’dan çok Konstantinopolis tarihine borçluyuz, böyle biline!

Eğer uygar dünyanın kente verdiği önem sürsün isteniyorsa, her şeyden önce İstanbul’un 1453 öncesi tarihine de değer vermek, eserlerine sahip çıkıp yaşatmak ve üstüne titremek gerekiyor.

Dünkü Vatan’da, Ayasofya’nın restorasyonunda 160 yıldır üstü kapalı 4 melekten “Serafim”in yüzünün açıldığına dair bir haber vardı. Ayasofya’nın yüzyıllardır gizlenen ve varlık nedeni güzelliklerinin nihayet açılması, sevindirici. Ancak haberde yer alan, “Serafim meleğinin İncil’e göre Tanrı’nın tahtını koruduğuna inanılıyor” açıklamasından pek emin değilim.

Hristiyanlığın benimsediği ve hemen hepsi çok tanrılı inançların kutsal yaratıkları 72 melekten 7’si Serafim’lerdir. Eski Mısır dinlerinde alev saçan kanatlı kobra yılanları olarak kutsanır ve kötülüğü alevleriyle yakarken, ışıklarıyla şifa dağıttıklarına inanılırdı. Hristiyanlık, pagan dinlerde insanı dünyevi bilgiyle iyileştirmeyi simgeleyen -hâlâ eczacılığın şifa sembolü olması boşuna değildir- “yılan”ı, tam da bu yüzden “şeytan” ilan etti... Ancak popülerliğiyle başa çıkamayıp, Serafim’lerin kuyruğunu kesti ve sadece kanatlarıyla simgelerine dahil etti.

Genelinde Hristiyan, özelinde Ortodoks kültür Serafim meleklerine “temizlik” işlevini yüklemiştir. Serafimler, insanları günahlarından arındırır ve bağışlanmalarını sağlarlar. Adları, Elemiyah, Mohasiyah, Aşayah, Kahetel, Sitayel, Lehalel ve Yeliyel’dir.

İşte bu kapsamda, Ayasofya’da yüzü nihayet ortaya çıkan Serafim figürünün Tanrı’nın tahtını korumaktan çok, bu kutsal kubbenin altına sığınan günahkârları arındırmak ve bağışlatmak için var olduğu söylenebilir.

Ve başka dinden ya da düpedüz dinsiz olmak, bilmediğini öğrenmeye engel değildir.

(\*) Roman/Literatür Yayıncılık, 2008