Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Türkiye’nin normal insanları

Vatan · 18 Ocak 2010

1980 darbesine zemin hazırlamak için ülkemizi bir kan banyosuna gömen karanlık güçler, o karanlığı delmek için çabalayan ışıkları da hem darbe öncesinde, hem de sonrasında, tek tek söndürdüler.

O ışıklardan biri, 1 Şubat 1979’da öldürülen Abdi İpekçi’ydi.

Evrensel değerde insanlarını sadece yaşatmamakla kalmayıp, hatıralarını da yaşatamayan Türkiye’de, Abdi İpekçi’nin aziz anısı, bir adalet cürmüne kurban gitti, manen bir kez daha öldürüldü.

1970’li yıllardan öteye Türkiye’de art arda çıkartılan, genelinde af, özelinde “Rahşan Affı” diye anılan yasal düzenlemeler, devletin bağışlamak yüceliğinden çok, hapishanelerde yer açmak gailesini güden ve toplumda “adalet yok” algısını pekiştiren uygulamalardır.

Adaletin adalet olduğu hiçbir ülkede, bunca sık af zaten çıkmaz, çıkan af da böylesine savruk olmaz! Hiçbir ülke, rejim, devlet, Mehmet Ali Ağca gibi bir katili 30 yılda salıvermez! Hesap kitap yapar, istisnai kural koyar, bir biçimde af kapsamı dışına çıkarır, çıkaramazsa bir kulpunu bulur, eceliyle ölümüne çeyrek kala ancak bırakır.

Abdi İpekçi, dün bir kez daha öldürüldü, evet.

Ailesinin yerinde olmak istemem. Uğradıkları adaletsizlik, işlenen cinayet kadar acı. Hatta daha yaygın bir acı, çünkü suç ortaklarını hâlâ itiraf etmeyen, öldüremediği Papa’nın ayaklarına kapanırken, öldürdüğü Abdi İpekçi ailesinden “af” bile dilemeyen katili bağışlayan devlet, onların da devleti!

Ve Mehmet Ali Ağca, zıpkın gibi karşımızda. Anılarını televizyonlara, film yapımcılarına satmayı, “Mükemmel bir şekilde Hristiyanlığın esaslarını yazmayı”, kuruyor. Kendi deyişiyle, hem fiziksel, hem de psikolojik olarak güçlüymüş, aklı da başındaymış!

“Planım dünyanın sonunu ilan etmek,” buyurmuş!

Kısmen doğrudur. Dünyanın olmasa bile, Türkiye’nin sonunu hazırlayan “normal” üç kafadan ilkidir, hazret...

Kendisinden sonra gelen “normal” kafalardan ikincisi, İmralı’dan PKK’yı yönetiyor, Kürt açılımında devleti yönlendiriyor. Üçüncüsü daha geniş çapta etkili, çünkü Amerikan destekli bir “normal” kafa. Başka bir deyişle, 1960’lardan öteye ülkemizin önce ışıklı insanlarını tek tek söndüren, askeri darbelerle ufkunu karartan, şimdilerde de kurumlarını tasfiye eden Büyük Akıl, Türkiye üzerindeki jeopolitik stratejilerinde psikopat tetikçiler kullanıyor.

Delilik, aptallık değildir. Tam tersine, bazı psikopatlar normal zekâda, bazıları çok zeki bile olabilir.

Öyle ya da böyle, ülkemizin kaderi halen, Langley’e (*) bağlı iplerin ucunda oynayan psikopatlar tarafından çiziliyor. 1980’lere doğru benzeri süreci başlattığı söylenebilecek bir numaralı ve çok tehlikeli psikopat da yeniden sahnede...

Tam zamanıydı!

Türkiye’nin psikopatide seri üretime geçtiği bir döneme giriyoruz: Edirne’den Ardahan’a henüz değilse bile şimdilik Diyarbakır ve Şanlıurfa’ya kadar, eline sopayı, döner bıçağını alan ya da düpedüz silahı kapan, “kız kaçırdı” dan “gözünün altında kaşın var”a birbirini doğramaya kesin kararlı.

1978 Kahramanmaraş katliamı, 1993 Sivas Madımak Oteli yangıncıları, 1995 Gazi Mahallesi olaylarının sanıkları da normal insanlar değil midir ki, bazılarının avukatı, devletin “normal” Adalet Bakanı Şevket Kazan olabilmiştir...

Daha geçen gün, Şanlıurfa Hasan Paşa camisi avlusunda yaşlı bir adamı “içinden gelip öldüren” Veysel Yılmaz her ne kadar anormal ise de, gözleri önünde cinayet işlemesine seyirci kalan cuma namazı ahalisi de o kadar normaldir, yurdumuzda.

Zaten katil Ağca’nın azadını davul zurnayla karşılayıp kutlayan güruh da Türkiye’nin “normal” kafası değil midir?

Böyle normal kafa kaynayan bir Türkiye’de, Mehmet Ali Ağca gibi süper normal bir mesih bozuntusunun, normal olarak caniliğinin rantını yemesi gerekir, elbette...

Beş yıldızlı otelde sefa, henüz bir başlangıç.

Cürmün taçlandığı Türkiye’de, Ağca gibilerinin bahtı açıktır, on altı yıldıza kadar çıkabilir!

(*) Langley, Virginia, ABD. CIA’in karagâhının bulunduğu yer. Karargâh, geçmişi Amerikan İç Savaşı’na uzanan bu yerin adıla anılıyor.