AB’ye uyum çerçevesinde ABD üyeliği
Vatan · 29 Ocak 2010
Avrupa Birliği’ne girmeye çalışırken, demokrasiden çıkmayı başaran ilk ve tek ülke, herhalde Türkiye olacak. AB’ye uyum çerçevesinde çıkartılan yeni yasalarla, güya daha fazla ifade özgürlüğüne kavuşacak, basın ve yayın yoluyla özgürce ifade ettiğimiz düşüncelerden ötürü zırt pırt yargılanmayacak, hapis cezası istemiyle hiç yargılanmayacaktık.
Yalakalık ifade özgürlüğü gerektirmediğine göre, böyle bir yasal düzenleme de pratikte “muhalefet” hakkını genişletiyordu.
Yeni yasalar gerçekten çıktı, prensipte ifade, basın ve yayın özgürlüğü genişledi.
Oysa pratikte, sadece iktidar yanlısı, yalakası, şakşakçısı kişiler ya da iktidar tarafından onaylanan, talep edilen, bazen de yaratılan medya kurumlarının ifade özgürlüğü genişledi. Hatta iftira atmak, komplo üretmek, manipülasyon yapmak özgürlüğü azgınlaştı!
Özellikle gazetecilikte, aslen muhalefet demek olan özgür ifade, imkânsızlaştı. Güya AB’ye uyum yasalarından önce haklarında açılan davalara rağmen düşüncelerini söyleyip yazabilenler, bu yasalardan sonra haklarında dava açılmadan susturuldular, sansürlendiler. Çünkü yazdıkları gazeteler, konuştukları televizyonlar batırıldı, batırılıyor, henüz batmayanlar da batırılmamak için sustular!
27 yıldır Avrupa Birliği sınırları içinde yaşayan ve zaten İspanya ve Fransa gibi iki AB ülkesinde gazetecilik yapan ben, “ifade özgürlüğü”nün böyle bir sonuç verdiği Avrupa ülkesi görmedim. Haliyle şaşıyorum: Acaba AB, Türkiye’ye özel bir uyum planı mı sundu, yoksa Türkiye AB kriterlerini AKP iktidarına biata mı uydurdu?
AB’ye uyum çerçevesinde “tarım politikası” dendi, yakın zamana kadar et, süt, yağ, tahıl, sebze ve meyve ihtiyacının tamamını karşılayıp ihracat yapan Türkiye, tüketiminin tamamına yakınını ithal eder hale geldi. Oysa benim bildiğim AB, genel bütçesinin yüzde 40’ını tarım ve hayvancılık sübvansiyonuna ayırıyor, 100 milyar Euro demek olan bu para üye ülkelere üretim kapasitelerine göre dağıtılıyor. Dünyanın en sanayileşmiş ve teknolojiden en ileri beş devletinden biri olan Fransa, ne tarımını gözden çıkardı, ne hayvancılığını: AB’nin tarım ve hayvancılık sübvansiyon bütçesinin yüzde 27’si, bir başına bu ülkeye veriliyor!
Oysa Türkiye’de, AB’nin “tarım politikası”na uyum, hiçbir AB ülkesinde bitirmediği yerli üretimi -nedense- bir bizim sınırlar içinde bitirdiği gibi, AB’ye uyumsuz dönemde tarım ve hayvancılıktan geçinen milyonlarca kişinin işsiz kalmasına, aç, sefil, çaresiz ailelerin kırsal alandan kentlere göçmesine, böylece hem çarpık kentleşmeye, hem de mega köylere dönen kentlerde nüfus patlamasına yol açtı.
Buna karşın Türkiye’nin çarpık kentleşmesinde, belediyelerin rant ihtiyacına göre yazılıp bozulan imar iskân planlamasında, AB’ye herhangi bir “uyum” göremedik. Kaldırımlarından yollarına, yer üstündeki rant inşaatlarından yer altındaki su, elektrik ve kanalizasyon düzenlemesine, AB standartlarını andıramadık bile!
AB’ye uyum çerçevesinde siyasal partiler yasasını da değiştirmek, siyasal örgütlenmeyi de lider sultasından kurtarmak, milletvekili dokunulmazlıklarını da sınırlandırmak gerekiyordu.
Nedense bu başlıklarda, AB’ye uyuma gerek görülmedi.
AB’ye uyum çerçevesinde, yurttaş örgütlenmesi, sendikalaşma özgürlüğü ve sivil toplum kuruluşlarını yaygınlaştırmak gerekiyordu.
Tarikatlar örgütlendi, sendikalar boğuldu, STK’lar onun bunun maşası oldu.
AB’ye uyum diye, AB üyesi hiçbir ülkede tartışılmayan ulusal kimlik yerle bir edildi, ümmet yüceltildi, AB’nin olmazsa olmazı seküler devlet yıkıldı, imamlar kadrolaştı, demokrasi diye otokrasi yerleşti bu ülkeye.
Ve tamamı Amerikan olan bir plan, “AB’ye uyum” çerçevesinde BOP’a taşıyor Türkiye’yi.
Şimdi de polis ağır silahlarla donatılmaya, seküler orduya alternatif mümin ordu kurulmaya, en riskli sınırda askerin, jandarmanın görevi ABD’nin maşası olanların emrine verilmeye kalkışılıyor.
Oysa AB’de polisi ağır silahlarla donatılmış bir ülke bilmiyorum ben. Sınırlarından jandarmasını, askerini çekip polisi koyan bir AB ülkesi de bilmiyorum.
Ya ben AB’yi bilmiyorum ya da Türkiye AB’ye uyum çerçevesinde darmadağın...