Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

İhtilalin içyüzü

Vatan · 25 Şubat 2010

Türk basınında bugün artık çok az gazeteci için söylenebilecek “etik sahibi” iki gazeteci, Ömer Sami Coşar ve Abdi İpekçi, 27 Mayıs 1960 “ihtilali” nin hemen ardından belge ve bilgi toplamaya başlayarak, ülkeyi önce bir kardeş kavgası, sonra “askeri darbe”ye sürükleyen süreç üstünde, tam 5 yıl çalıştılar. 1965 yılında bitirdikleri bu çok önemli araştırma, Milliyet Gazetesi’nde iki bölüm halinde yayınlandı. Bugün artık “İhtilalin İçyüzü” (İş Bankası Kültür Yayınları, 2010) adıyla kitaplaşan bu araştırma, adeta “tarih, bilmeyenin elinde tekrara zorlanır” dedirtiyor.

İşte size araştırmanın “Subayları Tahrik Eden Gelişmeler” başlıklı bölümünden bir alıntı:

“Seçimleri takip eden günlerdeki icraat, basına ve muhalefete karşıydı. DP idarecileri, demokrasinin en seçkin vasfı olan murakabeyi (denetim) işlemez hale getiriyordu. Tenkide tahammülü kalmayan DP hükümeti, Basın Kanunu’nu ağırlaştırıyor, muhalefet gazetesi yazı işleri müdürü ile birlikte, ihtiyar gazeteci Hüseyin Cahit’in hapse tıkılmasında beis görmüyordu. Halk Partisi devrinde muhalefete radyoda tanınan konuşma hakkı kaldırılıyor, DP’ye oy vermeyen Kırşehir cezalandırılıp kaza yapılıyor, ‘görülen lüzum üzerine emekliye sevk’ makinesi işlemeye başlıyordu... Her mahallede milyoner yaratan ekonomi politikası mahallenin geri kalan dar ve sabit gelirli sakinlerini gittikçe fakirleştiriyor, hayat pahalılığı artıyor, vatandaşlar arasındaki uçurum gittikçe derinleşiyordu. Daha ilk gününden kendini belli eden partizanlık ise alabildiğine yürüyordu. Rüşvet ve suiistimal hikâyeleri ise ağızdan ağıza fısıldanmaktan çıkmış, aleniyete dökülmüştü.

Hani haksızlıklara paydos?

Hani yolsuzluklara, rüşvetlere, iltimaslara paydos?

Hani avantadan kazanılan gayrımeşru servetlere paydos?...”

Merhum Ömer Sami Coşar ile katili yakın zamanda salıverilen suikast kurbanı Abdi İpekçi’nin imzalarını taşıyan yukardaki ortak saptama, adları değiştirin, Basın Kanunu yerine “olmamış darbe davaları” deyin, yaşadığımız Türkiye’nin resmi değil midir? Eğer bu soruya yanıtınız “evet”se, ülkemizin kısa vadedeki geleceğini, tam 45 yıl önceki geçmişinde, kitabın “Ortam Doğuyor ve İhtilal Hazırlanıyor” başlıklı bölümünde okuyabilirsiniz:

“Meclis, ‘(...) bir kısım basınla işbirliği yaparak, kanun dışı gizli kollar, şerirler ve sabıkalılardan müteşekkil silahlı siyaset çeteleri kurmaya çalışan muhalifler’ hakkında Tahkikat Komisyonu kurulması kararını, 18 Nisan (Y. N: 1960) günü yaptığı oturumda almıştı. Maksat kupkuru bir tahkikat değildi. Adalet cihazına, Silahlı Kuvvetler’e yaptıramadıklarını bizzat yapmak, istedikleri kimseleri tevkif etmek, beğenmedikleri gazetelerin yayınını tatil etmek ve nihayet muhalefet partilerini kapatmak istiyorlardı. Halbuki komisyonun böyle bir yetkisi olmadığı için istenen gayeye ulaşılamıyordu.

Ama işin kolayı bulunmuştu artık... Bir kanun daha çıkarılır ve komisyona istenen yetkiler veriliverirdi... Öyle oldu... 24 saat zarfında hazırlanan ‘Meclis Tahkikat Encümenleri’nin Salahiyetlerini Tayin Eden Kanun’ tasarısı 26 Nisan günü muvakkat encümenine sevk edildi ve derhal müzakeresine geçildi. Encümende sadece bir DP’li, Sıtkı Yırcalı dayanamayıp isyan etmiş, tasarının Anayasa’ya aykırılığını belirtmiş ve reddini rica etmişti. Fakat arkadaşları ne yazık ki yukarıdan aldıkları talimata uymaya devam ediyorlardı... Ve müzakerelerde yedinci saat dolarken, tasarı encümende kabul ediliyor, ertesi günü derhal görüşülmek üzere Meclis Umumi Heyeti’ne sevk ediliyordu...

27 Nisan günü (Y. N: İhtilalden sadece bir ay önce!) bütün baskı ve tehditlere rağmen üniversitelerdeki anayasa profesörleri bu tasarısının Anayasa’yı ihlal ettiğini basına açıklamaktan çekinmiyorlar, bazı gazeteler korkmadan bu beyanları yayınlıyor, DP iktidarına son ikazlarını yapmaya çalışıyorlar...”

Sevgili okurlarım, Türkiye’nin en büyük sorunu ne şu, ne bu, cehalet sorunudur. Türkiye’yi bugünkü hazin ve vahim duruma düşürenler, tarihsel cehaletle maluldür. Çünkü tarihin tekrarı, ancak geçmişi iyi bilip, bildiğinden ders çıkarabilenler tarafından önlenebilir.