Altı üstü gerilim
Vatan · 8 Mart 2010
Günde ortalama 4 kadının öldürüldüğü Türkiye, dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü acaba kaç kadını cinayete kurban vererek kutladı, diye düşünürken bendeniz...
Konsantre acı haber Elazığ’dan geldi ve toprak ana, kadın erkek ayrımı yapmaksızın, silah bile kullanmadan, sadece birkaç saniye içinde, 50’nin üzerinde canı kurban aldı, bir o kadarını yaralı bıraktı, sığınaklarını yıktı, damlarını göçürdü.
Toprak, bağrından doğup bağrına döndüğümüz ortak anamız. Çocuklarına ilgisiz bir ana, çünkü adlarını bilemeyeceği, onları tek tek sevemeyeceği kadar çoklar: Milyarlarca bebesini doğurup göçürmüş, milyarlarcası yaşamla ölüm arasında askıda, milyarlarcası döl yolunda...
Ortak anamızın, üzerinde olup bitenlerden, doğup ölenlerden, yeşerip solanlardan, fosilleşip çürüyenlerden bağımsız bir yaşamı ve hiçbir çocuğunun ömrüyle kıyaslanamayacak kadar uzun bir ömrü var. Milyarlarca yılı geride bıraktığı gibi, daha milyarlarca yıl yaşayacak. Ve uzun ömrü, hep hareketli geçecek: Fayları kırılacak, volkanları patlayacak, buzulları eriyecek, denizleri taşacak, fırtınaları çıkacak, her hareketinde üzerinde yaşayan çocukları, asla yenemeyecekleri onun yıkıcı güçlerinden ancak ve ancak “akıllarını kullandıkları” oranda korunabilecekler.
Başbakan Erdoğan, Elazığ bölgesinde çok da şiddetli sayılmayacak bir depremin orantısız bir yıkıma yol açmasını, yörenin kerpiç ağırlıklı imarına bağladı.
Aynı fikirde değilim. Artık kâhin sayılan Bir Gün Gece romanının yazarı, dünyadaki tüm depremleri yıkıcılıkları açısından inceleyen biri olarak söyleyebilirim ki, Elazığ’daki depremde yitirdiğimiz can sayısının görece azlığı, en fazla iki katlı, hatta çoğu tek katlı kepriç yapılar sayesindedir.
Sayın Başbakan’a söylemek isterim ki, Elazığ afetinin hatırlatmakla kalmayıp çok da yaklaştığını haber verdiği depremi bekleyen şehir İstanbul’da, Richter ölçeğinde 6.0 şiddetinde bir sarsıntı, kerpiç evleri değil, sözde beton apartmanları yıkacaktır.
O apartmanlar ki İstanbul’u dörde katlayan bir İstanbul’la kuşatan, imarsız ve izinsiz kurulup seçim zamanları tapu dağıtılan varoşlar olduğunca, kent merkezinde 1970’lerden 1999’a kadar yapılan apartmanların ezici çoğunluğudur. Aralarında hastaneler, okullar, devlet binaları bile vardır ve deprem tehlikesinin her zamankinden büyük olduğu bugün bile sayıları bilinmemekte, çünkü İstanbul’un bir deprem halinde yıkılacak binaları hâlâ saptanmamış, çünkü sayılamamaktadır!
Marmara Denizi’nde kırılması beklenen fayların bölgede alacağı can, yıkacağı alan ve depremi izleyecek muazzam sosyal patlama, gözümüzün önünde, adım adım hazırlanan siyasal bir cinayetin sonuçları olacak.
Çünkü İstanbul’da ancak çürük binaları yıkıp yerine yenilerini yapmak, büyük yeşil alanlar açmak, kenti hem altyapı, hem de üstyapı açısından ferahlatmak gerekirken... Rant uğruna boş alanları talan eden, nüfus yoğunluğu yaratan, bırakın yer üstünü, yer altını o nüfusun cenazelerini, kanalizasyonlarını kaldıramayacak noktaya taşıyan zihniyet yıkacak, deprem sadece bahane olacaktır.
2010 ile 2013 arasında dünyanın sismik bir türbülansa girdiği konusunu işlediğim “Dün Haiti, bugün Şili, yarın hayırlısı” yazımın üstünden sadece 5 gün sonra, Elazığ depremi oldu. Doğu Anadolu Fayı’nın, Kuzey Anadolu Fayı’nı tetiklemesine bile gerek yok. Dünya yerinden oynuyor, bütün faylar istim üstünde ve Türkiye depremlerden aslan payını alacak bir konuma sahip.
Dün herkesin aklına Marmara Denizi’nde beklenen depremin gölgesi düştü.
Oysa Elazığ’dan sonra sıra illaki Marmara’da değil, ama Ege’de olabilir...
Ve varoşların kuşatması, rant uğruna talan edilen başka kentler de aynı siyasal cinayetin, depremden çok, arsız ve azgın bir cehaletin kurbanları olmaya aday.
Türkiye’nin yer altı gerginliği, tam da yer üstü sosyal ve siyasal gerginliğin doruğa ulaştığı bir süreçte patlarsa, hiç şaşırmayacağım.