Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Düşman yazar gözünden Çanakkale

Vatan · 18 Mart 2010

Benim tapılası küçük Suzanne’ım,

Saat gecenin sekizi ve yarın sabah altıda, hücum var. Benim bölüğüm ilk safta olacak. Sana dönebilmeyi umuyorum sevgilim, ama Türkler dehşetengiz...

Elveda her şeyden fazla sevdiğim, izin verseydi talih, ömrümün geriye kalanını adardım sana.

Bırak söyleyeyim aşkım, bu gece seni düşünürken duyduğum mutluluğu. Sen hayatın bana armağan verebileceği her şeyin imgesi, geçmiş günlerimin en kırılgan, en güçlü, en kutsal varlığısın.

Kadınımsın, onurumsun, çocuklarımın anasısın. Seni seviyorum. Son anıma kadar senin olacağım.

Teşekkürler Suzon’um, bana verdiğin her şey, çevremi saran ruhun, armağanın küçük İsveç vazosu, var olduğun, yaşadığın için, teşekkürler. Anılarımdaki binlerce cömert hareketin, senin yüreğimdeki yerini sonsuza kadar anneme bağlıyor. O annem ki, bir gün onu tanıyacak ve söz ver bana... teselli edeceksin.

Biliyorum, sık sık ateş hattında ölen arkadaş ve kocanı düşüneceksin... Üstelik doğum günüm çok yakın. Marly’yi hatırlıyorum. Ama dönüşümü, bu ya da öteki dünyada buluşmamızı düşünmek istemiyorum. Senden iki mektup aldım. Ölmeden önce onları öpeceğim.

Elveda Suzon. Çok uzun zamandır seni, sevilmen gerektiği gibi seviyorum. Hasretle, çocuklarınla birlikte kucaklarım. Elveda.

Jean’ın”

(21 Haziran 1915)

***

Yukardaki mektubun yazarı Jean Giraudoux, Çanakkale’de ölmedi. Öleceğini düşündüğü hücum gününü, annesine gönderdiği 1 Temmuz 1915 tarihli mektupta duygusallıktan uzak, kendisine özgü alçakgönüllülükle, şöyle anlattı:

“Türk saflarına hücum eden ilk bölükteydim. Saat sabahın 6’sıydı. Saat 7’de, sekiz subaydan beşi ölmüş, biri yaralanmıştı. Hayatta kalan iki yüzbaşı olarak akşama kadar orada kaldık. Muharebe aralıksız sürdü, ateş bir dakika bile kesilmedi. Akşam 6’ya doğru yaralandım. Gecenin karanlığından yararlanarak saat 8’de cephe gerisine dönebildim...”

Bu mektuktan tam bir ay sonra, Fransa’da yayınlanan 1 Ağustos 1915 tarihli Resmi Gazete ise Jean Giraudoux’nun o gününü daha kuru, ama daha gerçekçi bir yorumla veriyordu: “Teğmen Giraudoux 21 Haziran 1915’teki muharebenin başında birinci kez yaralanmış, ancak tabur komutanı Yüzbaşı Gouges’u ateş hattında yalnız bırakmayı reddettiği için cephe gerisine dönmemiştir. Saat 20’ye doğru ikinci kez yaralanınca, tabur komutanının emriyle ilkyardım birimine tahliye edilmiştir.”

Resmi Gazete’de yer alan metin, aslında adı geçene verilen “Légion d’Honneur Şövalyeliği”nin haberinden ibaretti. Ama genç teğmeni bekleyen gelecek, Çanakkale’de gösterdiği cesaretten de, ölüm korkusuyla yazdığı aşk mektubundan da daha parlaktı:

Jean Giraudoux, 20. Yüzyıl Fransız edebiyatının zirve isimlerinden olup, Cocteau, Sartre ve Camus ile birlikte eski Yunan efsanelerini çağdaş bir mantıkla yeniden kaleme alan düşünürlerden biridir. Üstelik diplomattır, Fransız istihbaratına da epeyce çalışmıştır!

1927 yılında, müttefiklerin Türkiye’de verdikleri harp zaiyatını belirlemek için kurulan komisyonda görevlendirilen diplomat yazar, Çanakkale Savaşı’ndan on iki yıl sonra “yenildikleri” ülkeye döndü ve ilk tiyatro oyunlarını, yedi yıl yaşadığı Türkiye’de yazdı.

Jean Giraudoux, Alman kültürüyle eğitilmiş, Almanya hayranı bir Fransız’dı. Kaderin cilvesine bakınız ki Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de Türklere karşı savaşırken, Almanya’ya karşı da savaştığı hiç aklına gelmedi. Oysa İkinci Dünya Savaşı sırasında ve kendi ülkesini savunmak zamanıyken, Almanların yanında yer aldı ve gizli açık, Alman propagandası için çalıştı. Çok büyük bir yazar olsa ve Savaşın sonunda, “Ben de direnişçilere katılacaktım da...” diye başlayan tümceler kurduysa da, işbirlikçiliği pek affedilmedi.

Raslantıya bakınız ki 1944 yılında ve sadece 61 yaşında öldüğünde, yiyecek zehirlenmesi denildi, ama neye kurban gittiği pek belirlenemedi.

İnsanlık tarihinin en “dehşetengiz” savaşlarından olan Çanakkale’nin Türkler tarafından değil, Alman komutanlar sayesinde kazanıldığını iddia edenlere karşı “Almancı” Jean Giraudoux’nun öyküsünü bilmek gerekir, diye düşündüm.