Hekim de cezalı, hasta da...
Vatan · 23 Mart 2010
Demokrasi, yönetenle yönetilen arasında bir “konsensüs”, yani mutabakat rejimidir ve demokrasiyi, yönetenin yönetilenle mutabakat aramadan yasama yaptığı diktatoryadan farklı kılan da zaten budur. Demokrasilerde, toplumun sendika, dernek, birlik çatıları altında örgütlenmesi, sivil toplum kuruluşları tam da yönetenle yönetilen arasındaki mutabakata “muhatap” oluşturmak için gereklidir ve desteklenir.
Oysa Türkiye’de, AKP iktidarı muhataba da, mutabakata da aldırmadan yasama yapıyor ve tepeden inme demokrasi olmayacağı için de, ülkeye vaat ettiği özgürlük baskı ortamına, rahatlık sıkıntıya dönüşüyor.
Çok geniş yelpazede mutabakat gerektiren Anayasa değişikliğine bile partici zihniyetle girişen AKP’den, sağlık çalışanlarını ilgilendiren bir yasayı, sağlık personeli örgütlerine danışarak yapması elbette beklenemezdi. Nitekim öyle oldu ve “tam gün yasası” diye bilinen tasarı, TBMM’ye istisnasız tüm hekimlerin, tüm sağlık çalışanlarının karşı olduğu biçimiyle geldi, görüşülüyor.
Doktorları resmi hastanelerle özel hastaneler, ya da hastane ile muayenehane arasında bir seçim yapmak zorunda bırakacak yasa tasarısı, zaten özünde bir baskı içeriyor. Ama bugünkü yarı yarıya işleyişi düzenlemeye, hastayı muayenehane ile hastane arasında soyan istismarcıları önleyecek bir yasa çıkarmaya gerek var mıydı, vardı... Zaten Türk Tabipler Birliği de aynı fikirde ve tasarının doğru bir ilkeyi savunduğunu belirten TTB Başkanı Gençay Gürsoy: “Biz emek ücretlerimize anlamlı bir artışla tam gün çalışmaya hazırız. Buna dikkat edilseydi hiçbir sorun çıkmazdı. Ne yazık ki bakanlık kendi tasarısını dayatmayı tercih etti,” diyor.
Görüşüne başvurduğum değerli bir tıp profesörüne göre: “Bıçak parası ve muayene istismarı olduğu doğrudur. Ancak istismar, verilen hizmetin büyüklüğü ile oranlanırsa, kurala uyanlara haksızlık yapıldığı kolayca anlaşılır. Suç oluşturan bu fiillerden ceza alanları bakanlık açıklasın, bu fiiller genele oranlansın. Bunu söyleyince hangi birini yakalayalım, diyorlar. Peki hırsızlık kanun çıkarmakla önlenebilir mi? Bakanlık, bu yasa tasarısıyla kontrol görevini yapamadığını itiraf ediyor. Oysa tasarı yasalaştığında, cephe daha da genişleyecek, denetim aczi daha da belirginleşecek. Halen namuslu doktorlar da bu yasayla namussuzlara katılacak...”
Gerçekten de “tam gün yasası”, adeta del dercesine yasaklar yasası. Hekimlere ikinci bir işte çalışmayı yasaklıyor, ancak temel ücretlerini artırmıyor. Hastalara hekimini seçmeyi yasaklıyor, ancak iyi tedaviyi de garanti etmiyor.
Çünkü...
Özel ya da resmi, hastaneler fiziki koşullara ve yönetim durumuna göre 100 üzerinden puanlamaya tabi tutuluyor. Yoğun bakım, ameliyathanede steril hava kliması ya da hasta odasında tuvalet vb. yoksa, hastanenin puanı düşüyor. Bu puanla çarpılarak saptanan hekim ve sağlık çalışanının kazanç puanı da ücretini paralel olarak düşürüyor... Başka bir deyişle, sanki hastaneyi kuran sağlık çalışanıymış gibi, devlet kendi eksikliğinin cezasını çalışana kesiyor.
SGK ile anlaşmalı ya da anlaşmasız özel hastaneler işletme bakımından zaten devletleşmiş durumda. Devletten izin almadan kadro alamıyorlar, hekim çalıştıramıyorlar. SGK’nın geçerliliği özel koşullara bağlı, hekiminizi siz seçerseniz sosyal güvenceniz geçmiyor. Üstüne yüzde 30’dan fazla fark verilemez diye bir tamim var, ama hiç kimse uymuyor. Bu kuralı iki kez ihlal edenin ruhsat iptali hükmü varken, şimdi bu hükmü de kaldırmışlar!
Tam günün ikizi olan ve halen mecliste bekleyen “kamu hastaneleri yasası” da çıkınca, hekimlerin boğazı tam sıkılacak. İş güvencesi ortadan kalkacak, herkes sözleşmeli olacak. Maliye maaş vermeyecek, kurum döner sermayesi maaşı da karşılayacak, oysa Maliye bugün de olduğu gibi gelirin yarısını vergi ve “pay” olarak alacak... İnsanların en kırılgan, güvene en gereksindikleri andır, hastalık anı. Tedavi edeni olduğunca hastayı da seçim hakkından mahrum eden bu yasa tasarısını görüşen milletvekilleri, her şeyden önce sormalı kendilerine:
Mutsuz hekim, mutsuz hastayı iyi edebilir mi?