Anayasa, pırasa, yarasa!
Vatan · 1 Nisan 2010
Bu ülkede 1982 Anayasası’na 17 milyon 215 bin 559 seçmen “kabul”, 1 milyon 656 bin 431 seçmen “ret” oyu vermiştir.
Böyle bir ülkede, böyle bir anayasayı yüzde 93,37 gibi rekor oranda onaylayan halkın, anketlere göre anayasa değişikliğine yüzde 41 oranında “önlerine ne getirilirse getirsin kabul oyu verecek” olması, 28 yıl sonra aynı siyasal bilinç kıtlığının ve demokratik hamlığın hazin tablosudur. Anketler gerçeği yansıtıyorsa, halkoyunun 1982’de çıkardığı tulumla bugün prova yaptığı patron arasında, yüzde 52’lik bir fark var. Eğer AKP haklı ve çoğunluk demokrasi demekse, yeni referandumda ne kabul ne de ret oyları yüzde 93’leri tutturabileceğine göre, hangi anayasa daha meşru, hangi halkoyu daha demokrat sayılmalı?
Böyle bir yorumu yapmak hakkını kendimde görüyorum, çünkü 1982’de, tüm baskılara karşı Anayasa’ya ret oyu veren ve halkoyunun sadece yüzde 8,63’ünü oluşturan azınlık arasındaydım.
Türkiye’nin elbette ki taptaze, yepyeni bir anayasaya ihtiyacı var.
Ama AKP iktidarı, yedi yılda toplumun tüm siyasal katmanlarını temsil eden bir anayasa komisyonu kurdurmadı, böyle bir hazırlığa meşruiyet kazandıracak geniş uzlaşma aramadı, özetle yeni bir Anayasa peşinde olmadı, hiç.
Şimdi, bugüne kadar üçte biri zaten değiştirilmiş, en radikal değişiklikler de 2001 yılında 35 maddenin değiştirilmesiyle yapılmış bir anayasada, kendi partizanlarına sen, ben, bizim oğlan tadında hazırlattığı rötuş ve tıraşı, “demokrat yeni anayasa” teklifi gibi sunuyor, “demokratik bilinci darbe anayasasıyla tavan yapan” halkoyuna!
Teklifte, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya avukatlar arasından üye seçilmesi öngörülüyor. Avukat üyelerin seçimine dair olunca, ben de yargı konusunda en güvendiğim kişiye, kendi vekilime başvurdum.
Av. Başar Yaltı der ki:
“Yasa teklifine göre, Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesinden 14’ünü Cumhurbaşkanı, 3’ünü TBMM seçecek. Cumhurbaşkanı seçeceği 14 üyeden 4’ünü tamamen kendi tercihlerine göre belirleyecek, bunlardan biri de serbest avukat olacak. Böyle bir düzenlemede, Cumhurbaşkanı’nın nasıl tercihte bulunacağı bellidir...
TBMM’nin seçeceği 3 üyeden ikisinin Sayıştay, bir üyenin de avukatlar arasından yapılması öngörülmüş. Sayıştay’ın kadro yapısına bakıldığında, iki üyeliğe hangi anlayışa uygun olanların seçileceğini kestirmek zor değil. 3\. üyeliğe gelince, aday belirlemeyle ilgili 146\. madde: “Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanır ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır,” biçiminde.
Kurnazlık da zaten önerilen bu yöntemde.
Türkiye’de 78 baro var. Ama bu barolara kayıtlı toplam 66 bin 260 avukattan yüzde 60’ı, yani 40 binden fazlası üç baroya, İstanbul, Ankara ve İzmir’e kayıtlı. Buna karşılık Türkiye’deki avukatların sadece yüzde 6’sını (4 bin kadarını) temsil eden 39 baro bulunmakta. Yasa teklifindeki anlayışa göre, örneğin Siirt Barosu’nun 714 katı büyüklükte olup 25 bin avukatın kayıtlı olduğu İstanbul Baro Başkanı’nın oyu ile sadece 35 üyesi bulunan Siirt Barosu Başkanı’nın oyu eşit... Anayasa değişikliğini hazırlayanlar, az üyeye sahip baroların büyük çoğunluğunun Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu barolarının oluşturduğunu, bu baroların büyük ölçüde teklifi hazırlayan siyasal anlayışa uygun üye adayları göstereceklerini umuyorlar. Eğer Anayasa Mahkemesi’ne seçilecek üyelerin demokratik anlayışla belirlenmesi hedeflenseydi, TBMM’ye bildirilecek üç adayın da Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu tarafından belirlenmesi gerekirdi.
Oysa teklifte, TBB by-pass edilmiştir. Bu yasa teklifini hazırlayan anlayış, Anayasa Mahkemesi’ne bir üyenin bile farklı bir anlayıştan seçilmesine tahammül gösterememekte, zorlama yöntemlerle yargının tepesini en az 12 yıl ipotek altına almaya çalışmaktadır.”
Böylesi değişikliği “hapyasa” diye yutturmak yetmez, bence Anayasa’nın adını da değiştirmek gerek, sayın seyirciler. AKP işini görene kadar, Arayasa desek?