Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Dershane mahkûmları

Vatan · 12 Nisan 2010

Sayın Kırıkkanat,Yazınızda sözünü ettiğiniz dershane takviyesi, ilkokul üçüncü sınıf düzeyine kadar indi. Milli Eğitim yönetmeliğine göre, dördüncü sınıfa kadar sınav ve not bazında değerlendirme yapılmıyor. Ne zaman ki dördüncü sınıfa geliyorlar, her şey değişiyor... O saf çocukların yerini bir anda hırs küpü, öyle veya böyle birbiriyle yarış içinde, asabi, donuk bakışlı çocuklar alıyor. Hastalıklı nesiller yetiştiriyoruz, Mine Hanım. Her geçen gün daha da bir sapkınlık boyutuna yaklaşıyor bu dershane çılgınlığı. SBS sınavları için çocuklar üçüncü sınıftan itibaren dershanelere yazdırılıyor. Korkulan ne? Çocukların anadolu ya da fen liselerinden birine değil de düz liseye gitmek zorunda kalmaları. Bu liselerde verilen eğitim nasıl bu kadar farklılaştırıldı düz liselerde verilen eğitimden? Çocuklarımızın çocukluklarını yaşamalarına izin vermez olduk... Bu yüzden bu kadar asabi, şiddete eğilimli, ilaç bağımlısı oldular... Çıkış yolu arıyorlar, bizlerse, onları çok seven büyükleri, bütün çıkışları kapattık...

Doktor bir baba, ilköğretim çağındaki çocuklarının ders çalışmalarını zorlaştırır diye bahçe içinde bir evde oturmaktan vazgeçtiğini söyleyebiliyor... Bir anne ilkokul ikinci sınıftaki oğluna, çocuk bir günde ev ödevi olarak 125 test sorusu çözerken, ağzına lokmaları vererek yemek yedirdiğinden dert yanarken, aynı zamanda gururlanıyor.

Zaten mesele burada Mine Hanım; çocuklardan önce ebeveynler kilitlenmiş durumda akademik başarıya. Taptaze beyinler boş ve gereksiz bir sürü bilgiyle dolduruluyor, sonuçta bıkkın, sıkkın, amaçsız, mutsuz, her an patlamaya hazır, etrafında olup bitene kayıtsız bir gençlik çıkıyor ortaya. Zaten amaç da bu kayıtsızlığı yaratmak değil mi? Çocuklarım benim ama benim değil, sistem alıyor onları elimden, daha çok beraber olabilmek istiyorum onlarla, vakit yok... Çocuklarımı o kurstan alıp diğer kursa götürürken trafikte birlikte geçirdiğimiz vakitten bahsetmiyorum. Kaliteli vakit benim demek istediğim, birlikte gezerek, spor yaparak, oyun oynayarak, çiçek dikerek, tiyatroya giderek... Biliyor musunuz ne kadar zor bir ergeni tiyatroya gitmeye ikna etmek? Sinemaya gitmek istiyorlar, aksiyon var çünkü, bir de her gün orada burada sözüm ona pırıltılı hayatlarını takip ettikleri ünlüler... Tiyatroya neden gitmek istesin ki? Popüler kültürü kim ve neden yarattı? Biliyor musunuz ki ne kadar acıdır, okumayı seven ebeveynler olarak, ortaokul son sınıfa gelmiş çocuklarınızdan ‘İsrail’de hâkim olan din hangisi?’ sorusuna ‘İslam mı?’ diye cevap almak, ya da Yunanistan’ın başkenti sorusuna yanıt alamamak... Şaka gibi!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı ders kitapları eksik, görsellikten uzak, içi boş. Bazılarının baskı kalitesini ya da içindeki soruları görmenizi isterdim!!!

Okullarda verilemeyen eğitim dershaneler kanalıyla takviye edilmeye çalışılıyor. Ebeveynler panik içinde, okulu bırakmış hangi dershane en iyiyse onun peşinde. Parayı bastırınca istediğiniz dershaneye girebilmek diye bir şey de yok. Çocuğun okul başarısına bakıyorlar, ayrı bir sınava tabi tutuyorlar vs. bu da onların üzerinde ayrı bir stres yaratıyor! Yazınızda bahsettiğiniz ışık saçan tarikatlara ait dershaneler de çok revaçta! Geçen sene 13 yaşındaki oğlumun kullandığı telefona, telefon hattı benim üzerime kayıtlı olmasına rağmen dershanelerinin reklamı ve daveti gelmişti, şaşırdım doğrusu! SBS sınavlarında da sınavın yapıldığı okul bahçesinde elden dağıtıyorlardı broşürlerini, üstelik dershane ücretleri özel okul ücretleriyle yarışırken onlar başarılı öğrenciyi ücretsiz davet ederek... En ürkütücü olan da, işler öyle çığırından çıkmış ki insanlar artık ne olduğuna bakmadan sadece hedefe, yani başarıya kilitlenip atıyorlar çocuklarını bu tarikat yuvalarının kucaklarına.

İşte böyle Mine Hanım, içinizi daraltmış olabilirim, bunun için de özür diliyorum. Sadece bir anne olarak çok endişeliyim gelecek nesiller adına. Saygılarımla,Zeynep G.” ***Bir milli eğitimin, özel dershaneleri desteklemek için zayıflatılması ancak ve yalnız Türkiye’ye özgü bir rezalet olup, yukarıdaki çok kısaltılmış mektup, aynı doğrultuda yazan yüzlerce okurun ortak görüşünü yansıtmaktadır.