Faili meçhul sermaye
Vatan · 15 Nisan 2010
Yeşilçam filmlerinde mi duymuşluğum vardır, yoksa ucuz polisiyelerde mi okumuşluğum kestiremiyorum, ama kesinlikle eminim, bir zamanlar fuhuş sektörü emekçilerine salt fahişe değil, “sermaye” de denirdi.
İster fahişe olsun, ister fahiş, “sermaye”nin fuhuş sektörü işçilerinin emeğini değil, onları çalıştıran patronun yatırımını ifade ettiğini anlayabilmem, vallahi ve billahi, epeyce zaman aldı, kafamın kapitalizme basması, gönlümün sosyalizme kayması gerekti.
Benim kuşağımın gençliği, “her mahallede bir milyoner yaratacak” adamın sultasında geçti. Adam gitti, ama ister gecekonducu olsun, ister belediyeci ya da ihaleci, her mahallede bir milyoner peydahlandı, gerçekten. Ne var ki bu milyonlerler mi mahallenin sermayesidir, yoksa mahalle mi milyonerlerin sermayesi, hâlâ anlaşılamadı.
Bugün gelinen noktada, milyonerler artık kesmiyor, milyarderlerimizi sayıyoruz, bazılarını da sayamıyoruz: Sermaye ortada, 7 milyar dolar. İsviçre’den gelmiş. Sermayedar ortada yok, adam sır. Harıl harıl “faili meçhul zengin”i arıyor para basınımız. Bulsa, Türkiye’ye muazzam bir sermaye getirdi, daha doğrusu gönderdi diye ödül vermeyi öneren finans gazetecimiz bile var!
Oysa artık, bir avuç milyarder ve birkaç kürek milyoneri çıkarınca geri kalan Türkiye, topyekûn “faili meçhul sermaye” olmaya aday. Babaları, kocaları tarafından satılan kızlar, kadınlar, kuşkusuz liberalleşip demokratikleşen ülke rejimi gereği, artık kendi iradeleri, özgür seçimleriyle “sermaye”leşiyorlar. Dünkü gazete haberiydi: Kocası işsiz kalan ev kadınlarından, yoksul üniversite öğrencilerine, web-cam karşısında soyunarak ev bütçesine katkıda bulunan, ya da düpedüz geçimini sağlayan 40 bin kadın var. Bu kadınların sermayesi kendi vücutları, kendi çıplaklıkları, üstelik ne patronları var zorla çalıştıran, ne de sermayeyi kullandırıyorlar zaten. Sadece gösteriyorlar, hem de hiç tanımadıkları erkeklere. Yani durum, “faili meçhul sermaye.” Yarım saatlik sanal striptizden 75 TL kazanıldığı bir duyulsun, ne web-cam yetişir, ne hizmet veren siteler, milyonlarca biçare “sermayedar” girer sıraya...
Bir yanda oturduğu yerde, uluslararası sanal para piyasalarında “oynayarak” 7 milyar dolar kazanan “faili meçhul zengin”in, öte yanda sanal fuhuş piyasasında “soyunarak” geçinen “faili meçhul sermaye”nin gerçeklik sahnesi, Türkiye.
Acaba her iki gerçek de “sanal” olmaktan çıksa, hangisi “faili meçhul” kalır?
Elbette hiçbiri!
Ne bir kişi, gerçek bir çalışmanın karşılığında 7 milyar dolar kazanabilir, ne de bunca kız kadın 75 TL karşılığında soyunur gerçek fuhuşa...
Sorun da galiba tam burada: Bu iki sanal düzenek, ne kendi arasında kesişiyor, ne de gerçekle buluşuyor, asla. Faili meçhul zenginin Türkiye’ye getirdiği 7 milyar dolar, reel sektöre aktarılmayacak, gerçek bir yatırıma dönüşmeyecek, o kadınların işsiz kocalarına istihdam alanı açmayacak, üniversite öğrencisi genç kızlara burs sağlamayacak. Sadece, sanal para piyasalarında “oynayarak” para kazanan ve kaybettiklerinde de ekonomiyi batıran başka parazitlerin semirmesine yarayacak.
Bir toplumun bireysel ve düzensel ahlakı, yasalarla sağlanmaz. Yasalar, toplumsal vicdandan sökülemeyecek kadar köklü, çünkü insanlığın on bin yıllık ortak belleğine kazılı “hakkaniyet” istemini korumak ve kollamakla yükümlüdür. Söylediklerim, sadece Türkiye için değil, liberal ekonomi alametine binip kıyamete giden dünya için de geçerli: Üç kuruş kazanan insanların tepesine vergi diye binip, sanal piyasa oyunlarından edinilen haksız servetlerden, “stock option” denilen rezil kazançlardan vergi alınmaması, ahlaksızlığın daniskasıdır. Milyarlarca insanı “hakkaniyetsizlik” duygusunun yol açtığı bir ahlaksızlığa sürüklemektedir. Birkaç bin milyarderin ahlaksız olması, insanlığı bozmaz. Ama birkaç milyar insanın ahlaksızlaşması, dünyayı altüst eder.
Faili meçhul sermaye, eninde sonunda faili meçhul vahşete gebedir.