Anayasa cephesinde yeni bir şey yok
Vatan · 27 Nisan 2010
Her zaman böyle değildi, Türkiye’de toplumsal denetimi ifade eden ve dördüncü güç diye anılan basının etkinliği, bir süredir sadece polisiye vak’alara indirgendi.
Polisiye vak’alardan öteye basın, ülkenin kaderini çizecek siyasal ve ekonomik gelişmelere nasıl asılırsa asılsın, hangi skandalları ortaya çıkarırsa çıkarsın, yaptığı toplumsal denetimin sonucunu alamıyor, etkili olamıyor.
İşte bu yüzdendir ki, ülkemi iki ay önce bıraktığım noktada buldum, tek gelişme basının etkili olduğu polisiye alanında, tecavüz trendi artmış, o kadar! Örneğin en tartışmalı konu Anayasa değişikliği mi? Ülkeyi zaten “it ürür kervan yürür” diye yönetenler, Türkiye’yi aynı kararlılıkla bir “parti diktası”na doğru götürüyorlar. Başka bir deyişle üniformalı bir darbe anayasasından, üniformasız bir darbe anayasasına geçiş yapıyoruz ve ikincisi çok daha tehlikeli, çünkü makamlarını “astığı astık, kestiği kestik” diye tarif edenler kendilerini demokrat sanacak, yaptıkları anayasayı da “demokrasi” diye sunacak kadar -eğer kötü niyetli değillerse- cahil ve bilinçsizler!
2 Nisan’da “Anayasa, pırasa, yarasa” başlıklı bir yazım yayınlanmış, bugün gelinen noktada değişen hiçbir öge yok. Ama bazen, sorunu en basit biçimiyle, geçmişte yaşayan ve acısını çeken anlatabiliyor. Aşağıdaki mektup, işte böyle bir sadeliği, Anayasa taslağına ilişkin karmaşık eleştirilerin yaşanmış çıplaklığını içeriyor:
“Sayın Kırıkkanat,
Harbiye’de bir Ermeni okulunun yanında oturuyorduk. Eşim Celile Toyon ve ben, 1402 sayılı kanuna dayanılarak İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’ndan yeni kovulmuştuk.
Oylama sandığı, sözünü ettiğim okulun ikinci katında, tam pencerenin önüne kurulmuştu. Siz de anımsayacaksınız: Pusulalar renkli, zarflar pelür kâğıdından, içini gösterir zarflardı.
Oyumuzun rengi, pencereden gelen ışığın yardımıyla belli olmuştu. Merdivenlerden inerken, dönüp arkama bakmak geldi içimden. Sandık kurulu, merdiven başında üst üste yığılmış, dehşetle bize bakıyordu.
1961 Anayasası oylamalarında icat edilen, ‘Hayırda hayır vardır’ (!) özdeyişini bu kez biz kullanmış, sizin de belirttiğiniz 1 milyon 656 bin 431 kişi arasına girmiştik.
Her devirde olduğu gibi 1971 darbesinde ortaya çıkan SAYGIDEĞER MUHBİR VATANDAŞLAR’dan biri ya da birkaç kişinin ihbarı ile kovulmuştuk tiyatrodan. 1402 sayılı yasaya göre savunma hakkımız yoktu.
Yılmadık. Sıkıyönetime başvurduk. Birkaç yıl süren inceleme sonucu Sıkıyönetim bizi aklamış, “İşinize geri dönebilirsiniz” kararı vermişti.
Devreye sivil erk girdi bu kez. Başvurumuzu “Kadro yok!” gerekçesiyle yıllar boyu salladılar.
Özetle: Danıştay’a başvurumuz sonucu 8 yıl sonra kurumumuza geri dönebildik. Şimdi ikimiz de emeklilik hakkını kazanmış olarak yaşıyoruz.
Buraya kadar hayatımın garnitürünü gördünüz.
İşin özüne geliyorum: 1402 sayılı yasa hâlâ yürürlükte ve 12 Eylül’de işlerinden bu yasaya dayanarak kovulanlardan bugün yaşayan binlercesi çalıştıkları kurumlara geri dönemediler. Yeni Anayasa taslağında YAŞ kararlarının yargıya açık olması maddesi var, ama 1402 mağdurlarının haklarını gözetecek tek satır YİNE yok!
Her yıl YAŞ toplantıları sonunda YAŞ imzalarıyla kararlara muhalefet şerhi koyanlar, otuz yıllık 1402 ayıbının üstünü hâlâ örtüyorlar. Ve yeni Anayasa taslağının YAŞ kararlarıyla ilgili maddesi 336 oyla kabul edildi.
YAŞ kararlarıyla TSK’dan atılanlara belediyeler artık kucak açmayacak mı? Onların Prof. unvanı kazanmalarına olanak sağlamayacak mı? Yazık değil mi, yeni İskender Pala’lar yetişmesin mi?Tek umudum 12 Eylül’ü icra edenleri yargıya götürecek maddenin kabulü idi. 1402’liklere ‘vatan haini’ dediği için asker belediye başkanı İsmail Hakkı Akanseli’yi, yaşamıyorsa varislerini, bizi ihbar edenleri, yaşamıyorlarsa varislerini mahkemeye vermeyi ne kadar isterdim!
Değerli zamanınızı aldım, bağışlayın. Esenlik dileklerimle.
Ersan UYSAL
Danıştay kararıyla Şehir Tiyatrosu sanatçısı”
Kıssadan hisse: Ders alınmayan faşizm, demokrasi diye tekerrür eder, sayın seyirciler.