Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

TÖB-DER’e demokrasi var mı?

Vatan · 29 Nisan 2010

Bugün Türkiye’ye AB üyesi olmak için şart koşulan demokrasi “kalitesi” 1961 Anayasası’nda vardı. Sivil topluma örgütlenmek, sendikalaşmak hakkı o Anayasa’yla tanındı ve en geniş biçimde kullanıldı, geçmişte.

12 Mart darbesi, demokrasi düzeyi “Türkiye’ye fazla gelen” 1961 Anayasası’nı budayıp sendikalaşma hakkını iptal edince, Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS yöneticileri tutuklandılar, 141 ve 142’den yargılandılar, 1974’te çıkarılan aftan yararlanmayı reddettiler, zaten beraat ettiklerinde, takvimler 1976’yı gösteriyordu.

Demokrasiyi biçen 12 Mart darbesi, öğretmenleri yıldıramadı. TÖS’ün yerine Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği TÖB-DER’i kurup, kapatılan sendikanın mal varlığını yeni derneğe aktardılar.

Gebertilen her maddesi, verdiği her hak bugün “AB’ye girmek için” önkoşul niteliğindeki 1961 Anayasa’sıyla sağlanıp Türkiye’nin sindiremediği demokrasi, ikinci ve son kez, uğursuz 12 Eylül 1980 darbesi tarafından biçildiğinde, TÖB-DER öylesine etkin bir sivil toplum örgütüydü ki, ülkedeki 360 bin öğretmenden 200 bini üyesiydi. Yurt çapında 650 şubesi vardı. 1977 seçimlerinde TBMM’ye TÖB-DER kökenli 33 milletvekili girmişti. Ve bu milletvekilleri, gerçek bir demokraside olması gerektiği gibi seçmenlerinden kopmadan, öğretmen tabanıyla birebir ilişki içinde, TÖB-DER’le el ele, Türkiye’de eğitim kalitesinin yükselmesi için çalışıyorlardı. Çünkü idealisttiler, kulluktan eğitimle yurttaşlığa geçildiğini biliyorlardı, dolayısıyla solcuydular.

Oysa 12 Eylül’ün Amerikan maşası paşalarının nihai amacı, tam da ABD’nin emriyle ülkedeki sol düşünceyi, hakkını arayacak yurttaşlık bilinci oluşumunu kırmaktı. Evren Paşa’nın önceliği DİSK, TÖB-DER ve Barış Derneği’ydi. Zaten en çabuk sonuçlandırılan davalar da bu üç dava oldu. Örneğin Dev-Yol davası 30 yıl sonra hâlâ sürmektedir, çünkü öncelikli değildi...

200 TÖB-DER’in yurt çapındaki 650 şubesi basıldı, didik didik arandı. Bir çakı bile bulunamadı! Ama kanıtsızlık, darbecileri durduramazdı. TÖB-DER’in bütün mal varlığına el konuldu. Üyesi binlerce öğretmen meslekten atıldı. Yurt dışına kaçmayan yöneticileri tutuklandı ve işkence gördüler. Kimi işkence sırasında öldü, kimi sonrasında vücut ya da akıl sağlığını yitirdi. Garipliğe bakınız ki, yakalanıp askeri mahkemelerde 141 ve 142’den yargılananlar 9 yıla kadar hüküm giyip 1985’e kadar en az beş yıl, işkencenin sürdüğü hapishanelerde yatarken, yakalanmayıp 1986’da sivil mahkemelerde yargılananların hepsi beraat etti!

Turgut Özal döneminde 141 ve 142 kaldırılınca TÖB-DER’in sağ kalan yöneticileri, derneği yeniden açmak için onları mahkûm eden merci, askeri mahkemeye başvurdular. 12 Eylül’ün kapattığı örgütler tek tek açılırken, askeri mahkeme TÖB-DER’in talebini, “kapatma ceza değil, idari tedbir kararı”dır gerekçesiyle reddetti. SHP’sinden RP’sine gittikleri her yeni hükümet de önlerinde söz verip arkalarından kıvırttı.

Nasıl kıvırtmasınlar? TÖB-DER’e “kanun karşısında eşitlik ilkesi”ni uygulamak, hakkını teslim ve yeniden açılmasına izin vermek, mallarını da iadeyi gerektiriyordu. Oysa geçen zaman içinde TÖB-DER’e ait olup devletin el koyduğu gayrı menkuller sağlık ocağı, turizm bürosu, polis evi, PTT vb’ye dönüştürülmüş, bazı arsalarına da cami yapılmıştı!

İsmet Yalçınkaya ve Seyfettin Bican 5’er yıl hapis yatmış iki TÖB-DER yöneticisi. Mamak’ta 8 ay yattıktan sonra beraat eden Tahsin Doğan’la birlikte TÖB-DER Yönetim Kurulu adına, derneği yeniden kurmak hedeflerini açıkladılar, birkaç gazeteciye... Öylesine insan, öylesine mıh gibi adamların hiç abartmadan, öylesine vakur anlattıkları karşısında gözlerimizin yaşarmaması mümkün değildi. “Darbenin kırdığı onurumuzu geri istiyoruz, işkencede ölen ve mesleğinden atılan arkadaşlarımızın anısı için TÖB-DER’i yeniden açmayı, darbeyle yüzleşmek olarak görüyoruz” diyorlar.

Yakında Ankara Valiliği’ne başvurup TÖB-DER’i açmak için izin isteyecekler. Kararı iktidar verecek elbette.

Bakalım Türkiye’ye ne kadar demokrasi getirdi AKP?