Nereden buldun gecesi
Vatan · 4 Mayıs 2010
Asmalımescit geceye teslim olmuş, âleme çıkanların kahkahaları gündüz öfkelerinden intikam alıyordu. Sake yerine şarap içiyorduk, masamızın bereketi Telemak’ın nazarından soruluyordu, tofu değil topik vardı, pirinç kâselerde değil, kabak çiçeği içre sunuluyordu, ama yine de Akira Kurosawa’nın erdemli ve umutsuz Samuray’larına benziyorduk.
Kendimiz için değil, savunduğumuz değerler için umutsuzduk. Biz gazeteciydik ve paşa dedeleri Osmanlı’yı batıranların cumhuriyetin altını oyarak zenginleştiği bir gazeteciliği reddediyorduk. Ama para kazanıyor, erdem kaybediyor ve sesimizi duyuracağımız alan giderek daralıyordu. Oysa bizim sesimiz, onların arkasındaki baskın azınlıktan çok daha kalabalık, ezilen çoğunluğun sesiydi. Türkiye susturuluyordu. Sopa onların elindeydi, vur abalıya vuruyorlardı...
Şeyh Bedrettin, bu kerre de mi mağlup olacaktı?
Evet. Galiba. Bilmiyorduk. Önümüzü göremiyorduk. ***Umutsuz, ama mutluyduk o gece. Necati Doğru, Ali Sirmen, Melih Aşık... Onların yanında 25 yıl önce kol kanat gerdikleri çaylak gazeteciye dönüşüyor, zevkle dinliyordum hâlâ, bilge Samuray’ların hikâyelerini.
Melih Aşık anlattı: 1978-79 yılı olmalı, Necati Doğru’yla Günaydın Gazetesi’nde çalışıyor, hemen her gece de Kadıköy’deki Olimpiyat restoranda buluşuyorlar. Elbette paraları yok. Yiyorlar, içiyorlar, sonra bir ara Melih’in zarif ve cömert kardeşi Metin Aşık geliyor, hesabı ödeyip gidiyor. Ancak iş adamı, eski Fenerbahçe Başkanı Metin Aşık, yedirip içirdiği iki kafadarın gözünde bile “kapitalist”... Bir gece Necati Doğru, Olimpiyat restorana yine onların hesabını ödemek için gelen Metin Aşık’a böyle her gece hesap ödeyecek kapitali “Nereden buldun?” diye hesap soruyor. Üstelik Ecevit hükümeti iktidarda ya, adamcağızı bu yönde bir yasa çıkacak, diye korkutuyor. Necati Doğru, kendi uydurduğu yasa fikrini öyle tutuyor ki, gazeteye de taşıyor ve birkaç gün sonra “Nereden buldun yasası çıkacak” kışkırtması, Günaydın Gazetesi’nde 9 sütuna manşet oluyor...
Böyle bir yasa Ecevit zamanında çıkmıyor, ama Turgut Özal 1980’li yılların ortasında, halk dilinde “Nereden buldun” yasası olarak çoktan yer eden bir Servet Beyanı uygulaması gerçekten başlatıyor. Ne var ki o beyan, o gün bugündür kapitalistlerden çok gazetecilere, kooperatiflere, derneklere falan işliyor...
Boncuk’ta geçirdiğimiz o saatlere, Telemak Berberyan’ın özenle donattığı masada kahkahalar atarak “Nereden buldun gecesi” adını takmaya karar verdik. Boncuk’un sahibi, adına bakarsanız Rum: Yunan mitolojisinde Telemak, Ulysse’in oğlu ve “uzakta dövüşen” anlamına geliyor. Soyadıyla Ermeni: Berberyan. Aslını astarını kendisine sormadım, hayal etmeyi yeğledim: Telemak Berberyan, bir İstanbul karması, muhteşem bir kültür mirasının emanetçisi. Kuşkusuz mavi gözleri yüzünden Boncuk(*) adını vermiştir, ekmek teknesine. Ali Sirmen anlattı, yirmi yıl önce başladığı meslekte, başta topik, mezeleri eşi Jülyet yaparmış. Onun ölümünden sonra yalnız sürdürmüş, Boncuk’u da Nevizade’den Asmalımescit’e taşımış. ***Ali, 17. yüzyıl düşünür ve yazarı Fenelon’un Telemak isimli ütopik romanından söz ederken, İstanbul’un sonuncu gerçek akordeon sanatçısı, Bulgaristan göçmeni Mehmet Çelikcan, bizim ütopyamızı çalmaya başlamasın mı?
Dünya solunun efsane şarkılarından “Bella Ciao”ın, meğer Türkçesi varmış ve ne kadar güzelmiş! 72 yaşındaki güleç Balkanlı, Mehmet Çelikcan’ın muhteşem akordeonundan Ali Sirmen’in dedesi Sadi Işılay’ın Sultaniyegâh Sirto’sunu da dinledik, o gece... 1980 darbesini yiyen Barış Derneği tutuklularının, hapiste söyledikleri “Kimseye etmem şikâyet...” şarkısını da.
Bizi dağlara götürecek partizan kalmamıştı, olsa olsa bir gece sabaha karşı alır götürürlerdi zindanlara, ciao bella diyebileceğimiz bir umut falan da yoktu, ufukta.
Ama mutluyduk, mutluyuz, çünkü... Günün galipleri insan içine çıkamaz, polis korumasında yaşarken, biz yenikler mağlup çoğunluğun içinde, hayatın tam ortasında, sevildiğimizi gördük o gece, hem de çok. (*) www.gurmeboncuk.com