Camcı mantığı
Vatan · 10 Mayıs 2010
Albert Camus, “Demokrasi çoğunluğun kanunu değil, azınlığın korunağıdır,” der. Çünkü çok olmak, ne doğruluk anlamına gelir, ne de haklılık. Tarih, usunu ve vicdanını yitirmiş çoğunlukların insanlıktan çıktığı süreçlerle doludur. Demokrasilerde muhalefet, tam da bu anlamda iktidardan daha önemli olup yokluğu, alternans (münavebe) rejimine dayalı demokrasiyi ortadan kaldırır.
Muhalefet seçenek demektir, seçenek, umut...
Türkiye, geldiği noktada artık ne laik, ne de demokrat bir ülke. İnsanların telefonda konuşmaktan, internette yazışmaktan korktukları, basının kendi kendini sansürlediği, sansürlemeyenin de tepesine vergi cezasıyla binildiği, insanların uyduruk gerekçelerle tutuklandığı, hangi suçla itham edildiklerini bile bilmeden aylarca, yıllarca hapis tutulduğu bir rejime, ancak despot palyaçoları “demokrasi” diyebilir.
Ancak bu despotizmin sorumlusu, meydanı boş bulan iktidardan çok meydanı boş bırakan, çünkü seçenek sunamayan, umut olamayan muhalefet, en başta da ana muhalefet partisidir.
Çok uzun yıllardan beri muhalefette kalmasına özen gösterdikleri CHP’nin tepesine adeta çiviyle çakılı Deniz Baykal ve ihtiyarlar heyetini, bu satırlarda Türkiye’nin önünü tıkamak, ufkunu kapatmakla kaç kez suçladım, kaç kez istifaya çağırdım, bilemiyorum.
Ama Deniz Baykal’ın CHP’nin başından böyle gitmesini hiç istemezdim. Tıkadığı ülke ufkundan, seçenek olamadığı, umut yaratamadığı, güven veremediği, Başbakan Erdoğan’ın yarattığı suni gündemin ardından nal topladığı, kısaca başarısız olduğu için istifa etmesini isterdim, Deniz Baykal’ın. Doğru ya da düzmece, gayrımeşru bir seks ilişkisi yüzünden değil, gizlice çekilmiş bir şantaj videosu yüzünden hiç değil!
Çünkü siyasal mücadeleyi, meşru ya da gayrımeşru bir seks ilişkisine indirgemeyecek kadar saygım var kendi demokrasi anlayışıma.
Ülkenin nereye gittiğini gören aklı başında, dürüst ve sosyal demokrat kişiler, Deniz Baykal ve şürekâsının koltuk tutkusunun, sadece Türkiye’deki demokrasinin değil, kendi sonlarını da hazırladığını, hatta bu sonun rezillik olacağını biliyordu. Yalnız onlar görmüyordu, rezillik içinde biteceğini bu tutkunun. Yazık.
Deniz Baykal’ın kendi muhalefetteki iktidarından başka bir hırsı olmayan kişiliği, o hırs uğruna AKP’yi iktidar, Erdoğan’ı başbakan yapacak kadar benmerkezciliği, zaten CHP’yi de aşiret reisinden farksız yöneten kafası yüzünden istifa etmesi gerekirdi.
Olmadı, Türkiye’nin alternatif umudu olamadığı için bırakmadığı koltuğunu, iğrenç bir komployla terk etmek zorunda kalıyor. İstifa kararıyla her şeye rağmen gereğini yaptığını, onurlu davrandığını, söyleyebiliriz. Umarım yeni bir mağduriyet maneVrası değildir, partinin başına tekrar seçilmek gibi “onurlu” bir niyeti yoktur.
Ama yetmez. Belden yukarı tasfiye olmayan başkanı belden aşağı tasfiye eden o şantaj manevrasının üstüne, “Baykal’ı 750 bin dolara vurduracaklardı!” ihbarıyla çıkmaya çalışan, başta Önder Sav, o CHP kurmayları var ya, onların da gerek kendilerini, gerekse partilerini daha fazla rezil etmemek için, derhal istifaları gerek.
Eğer böyle bir suikast planı var ve doğruysa, niçin geçerli tarih, bir ay önce açıklamadılar da seks videosunun ortaya atılmasını beklediler?
Ne demek istediler, niyetleri ne, ben anlayamadım... Yani Başkan Baykal bir ay önce dizlerinden vurulmaya çalışıldığı için mi belden aşağı bir komploya maruz kaldı, yoksa iki hafta önce belden aşağı bir komploya maruz kalacağı bilindiğinden mi bir ay önce dizlerinden vurulacaktı? Nasıl bir mantık bu? Camcı mantığını hatırlatıyor bana:
Adam eve dönüşte, karısının telaşından bir şeyler sezer. Başlar yatak odasını aramaya. Elbise dolabının kapısını açar, içinde boylu boyunca bir erkek.
“Sen kimsin?” diye sorunca, dolaptaki, “Camcı...” der.
Adam şaşırır, “Ne camcısı? Bizim evde cam kırılmadı ki...” Dolaptaki boynunu büker, “Ağabey, bir harf için birbirimizi mi kıracağız?”
CHP’nin de artık diz üstü komplo, diz altı suikast tartışmalarını bırakıp, öyle ya da böyle bu tasfiyeden yararlanarak MYK’yı yenilemesinin ve Türkiye’nin önünü açacak alternatifi üretmesinin zamanıdır.