Pantolona sıkışan akıl
Vatan · 11 Mayıs 2010
Yazgülü Aldoğan, sevip saydığım bir yazar ve gazetecilik mesleğinde hem akademisyen, hem de ustadır. Başına gelenleri, şöyle anlatıyor: “Televizyonda katıldığım tartışma programlarında, ilk olarak Cengiz Çandar bana ‘terbiyesiz’ diye hakaret etti. İkinci olarak Şamil Tayyar, aynı kelimeyle... Geçen haftaki 32. Gün programına bu kişiyle karşılaşmamak için katılmayı önce reddettim. Çok ısrar eden Mehmet Ali Birand’ın, hakarete izin vermeyeceğine dair kesin güvencesi üzerine kabul ettim. Sonucu gördük.
Şamil Tayyar sinirlenince, önce yazdığım ‘Kiralık Adam’ kitabını gündeme getirdi. ‘Sen uzman olduğun konularda konuş, cinsel fantezilerden bahset, sen onları bilirsin’ dedi. Oysa ben, katıldığımız programda darbe planlarından söz ediyordum! Acaba bir tartışma programında hangi erkek yazara böyle bir tavır konuluyor? Ahmet Altan’ın erotik kitapları bir gün, bir kez gündeme geldi mi? Hayır.
Şamil Tayyar, saldırısını ‘Sus’ diye sürdürdü, kendisine beni susturma hakkının olmadığını hatırlatınca, bu kez, ‘Sokak kadını ağzıyla konuşma’ diye hakaret etti. Birand, bütün bunlara seyirci kaldı. Bana karşı sergilenen bu tavır, tamamen cinsiyetçi, kadını eşiti kabul etmeyen, saymayan, aşağılayan ve şiddet içerikli bir tavırdır.”
Adı bende saklı bir okurum yazıyor: “Kızım 8 yaşında. Piyano kursunda arkadaşı keman çalarken öğretmenin de bulunduğu aynı odada, üçüncü bir şahıs tarafından cinsel istismara maruz kalıyor. Şahıs, kızımı resim yapma bahanesiyle yanına çağırıp cinsel organını çıkarıp dokunmasını istiyor. Kızım reddedince kolunu tutarak dokunmaya zorluyor. Olayı kızım akşam eve gelince annesine anlatıyor. Şikayetçi oluyoruz, kızımla beraber 4 saat karakolda tutuluyoruz, defalarca şahsın bilgisayarının incelenmesi gerektiğini, oğlunun ve müzik öğretmeninin ortamın hazırlanması konusunda paylarının olabileceğini söylüyorum. Polisin cevabı: ‘Bilgisayarın olayla ilgisi yok ki, ETRAF MANYAK DOLU, hangi birisini takip edelim?’
Adamı karakola getiriyorlar, kızımı gece 23.00’ten sonra teşhise çağırıyorlar. Reddedip sabah gidiyoruz. Tekrar oğlundan bahsediyorum. ‘A evet, oğlu da buraya geldi, babasını ziyaret edip gitti’ diye gülüyorlar. Bu denli ciddi bir suç, bu denli gayrıciddi ele alınıyor.
Siyasi bir konu olsaydı, şahıs ve şürekası izlenir, telefonları dinlenir, bilgisayarları incelenir, hayatı zindan edilirdi. Ama konu cinsel istismarsa, gizliden, bilinç altında bir onaylama var ve zanlının olayı hafif atlatması için her türlü dolaylı destek var. Öyle ya, kız çocuğun piyano kursunda ne işi var? Otursun evinde, yoksa başına böyle işler gelir, vb.
Şimdi taciz zanlısı mahkemeye çıkacak, başka gören var mı, yok, kanıt yok, beraat... Doğru yeni masumların peşine. Ülkeme olan güvenimi tamamen kaybettim. Şimdi böyle söyledim ya, beni takibe alırlar. Saygılar.”
Bu iki örneğe, yine “kadın” gazeteci olarak benim, geçen hafta HaberTürk’te katıldığım Fethullah Gülen örgütlenmesiyle ilgili programdan sonra aldığım:
gezgin@kadem.biz adresinden, “Ağzına s.çtığımın b..ku seniii... Kim yazmış o mu yazmış, bu mu yazmış mış mış mış... O..pu, k..tak, kuşkucu yelloz...”
Mustafa Kuvvetli adlı şahsın mkuvvetli@hotmail.com adresinden: “O..pu artık kimse senin CHP’den aday olmanı engelleyemez. Baykal’ın yatağından geçiyor ya, adaylık!”
İçerikli mesajları, Deniz Baykal’ın istifa nedenine eklerseniz, Türkiye’de politikadan medyaya ve her alanda, aklı pantalonuna sıkışmış bir erkek çoğunluğunun, varlığını sadece belden aşağı referanslarla ifade edebildiği anlaşılıyor. Halen Türkiye’de siyasal şantajlardan çocuk istismarına, kadın cinayetlerinden cinsel barbarlığa, “erkek” müsveddesi kafaların ürünü ve sorun o ki, aşağılık kompleksinden muzdarip bu müsvedde erkekliği de bizzat, ahlak diye diye ahlaksızlığın dibine vuran bir toplum yapılanması yaratıyor.