Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Gölge etmeyin, güneşe ihtiyacımız var

Vatan · 18 Mayıs 2010

Salı günü, içimden akan öfke nehirleri dilime şu sözleri taşıyordu:

"CHP’yi bilerek, isteyerek, üstlendiği misyon gereği çürüten, köhneleştiren Deniz Baykal’ın yıllar önce şoklayıp, istifasıyla prizini çektiği derin dondurucuda bugünler için sakladığı MYK üyeleri, kıvranıyor. Gözü halkı görmeyen, kulağı tabanı duymayan ve kireçlenmiş kafaları sadece kendi küçük konforlarına çalışan politbüro elemanları, inmek istemedikleri sahneye yapışıyorlar.

Yıllardır kokup bulaşmadan sürdürdükleri asalak varlıkları erimesin, CHP üstüne bizzat örttükleri, çünkü onları besleyen ölü toprağını atamasın diye, aralarından birini, Önder Sav’ı bile feda etmeye hazırlar. Yeter ki CHP’yi hak ettiği dinamizme taşıyacak, Türkiye’nin ufkunu açacak bir değişim, özellikle de parti tabanının istediği, Kemal Kılıçdaroğlu başkan olmasın!

Aslında Deniz Baykal’ın onuru, sicili, geri dönmesi halinde alacağı risk bile umurlarında değil. Yeter ki onların siyasal cesetlerini bozulmadan koruyan derin dondurucu çözülmesin, ‘Çektiğin prizi tak!’ diye yalvar yakar oluyorlar müstafi başkana. Mustafa Özyürek’in CHP’nin 6 oklu bayrağı önünde ve TV’lere karşı, hiç utanmadan oynadığı ‘Mumya’nın Dönüşü’ klibini izleyenler, abartmadığımı kabul ederler...

***

Önder Sav, bunlara eşit yaşına rağmen daha cesur, daha yurtsevermiş meğerse. Şaşırtıcı ama doğru, bunca zamandır ilk kez Önder Sav’ın sesini duydum, kendisini istifaya çağıranların haddini vurucu ve ustaca bir karşılıkla bildirmesini hayretle izledim. Üzerinden Baykal’ın gölgesi kalkınca şakır şakır konuşmaya başlayan Önder Sav, iyi bir hatipmiş meğer! Hâlâ o gölgeden beslenenlerin velinimetkâr mırmırına karşı, meğer kükremesini de bilirmiş, özgürlüğüne kavuşan Sav...

İçine gömüldükleri ve CHP’yi gömdükleri derin dondurucu erimesin diye çabalayan mumyacıların ortak noktası, aralarındaki bazı gençlerin kalibresinden belli. Örneğin, Kadıköy Belediyesi’nde meclis üyeliği yaptığı dönemde verdiği bir ruhsat üzerinde ‘evrakta sahtecilik’ gibi yüz kızartıcı bir suçtan 2 yıl 6 ay hapse mahkûm olan İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin... Nasıl da rahatsız, nasıl da sıkıntılı değil mi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığından!

Bir parantez açayım, çok sevip saydığım Kemal Kılıçdaroğlu’na küçük bir önerim var: Lütfen aday olarak verdiği sözlerde, ‘yolsuzluk ve hırsızlıkla mücadele’ye sakın aşırı ve öncelikli vurgu yapmasın! Başkan seçilir, CHP’yi iktidara taşırsa gereğini zaten yapacağına eminim. Ama yarısı yolsuzluk ve hırsızlığı umursamayıp, zaten büyük çoğunluğu da aynı usullerle köşeyi dönmeyi hayal eden bir toplumu, böyle bir mücadele umutlandırmaz, korkutur! Elbette kökü kazınmalı hırsızlığın, yolsuzluğun. Ve bu ülkeyi yiye yiye bitirenlerin her birinden her lokmanın hesabı sorulmalı, özellikle de geri alınmalı... Ama bu mücadele dillendirilmeden yapılmalı. Halkın içinde, gayet mütevazı koşullarda yaşayan bir köşe yazarına güvenin Kemal Bey, saptamam doğrudur..!

***

Dün, CHP il başkanlarının toplantısının sonucunda, şu sözlere dönüştü içimden akan nehir:

“Yüreğimde bir sevinç kıpır kıpır. Çok uzun zamandır yitirdiğim umudun dönüşünü vaat ediyor, altıncı duyumun sesi. Üstelik, paylaşıldığı için büyük, yayılacağı belli, hani o tarifi olmayan, birlikte yaşandığında umuda dönüşen ortak bir coşkunun kokusu var, havada.

Türkiye’nin üstüne kapanan kurşun kapak, baskı, korku ve sansürün ağırlığı, ilk kez atılabilir, yenilebilir geldi dün, derin bir soluk aldım aylardan beri ilk kez...

‘Yetti gayrı, biz de varız!’ diyor ak saçlı taksi şoförüm, direksiyona vura vura. Manav Ali’nin gözleri parlıyor, ‘Gandi’nin şerefine’ kiraz, erik dağıtıyor gelen geçene.

Hayır, samimi ya da sahtekâr, kimsenin engellemeye hakkı yok, bunca beklediğimiz, bunca aç olduğumuz yeni bir rüzgârı!

Çekin gölgenizi üstünden, bırakın yeşersin bu umut, güneşe ihtiyacımız var.”