Cinsel ihanet yok, siyasal ihanet var!
Vatan · 20 Mayıs 2010
Yapılan iyiliği unutmayıp, yapana vefa gösterene de insan denir, yapılan kötülüğü unutup, yapana kin tutana da insan.
Hatta hayvanlar bile vefalı, hayvanlar bile kindardır ve vefa ve kin, yeryüzündeki memelilerin ortak paydası, ister az gelişmiş olsun ister çok, sadece zekâ sahibi canlıların salt içgüdülerine itaat eden canlılardan ayrıldığı duygusal üstünlük alanıdır.
Ama demokraside ne vefaya yer vardır ne de kine. Çünkü demokrasi, insanların kişisel çıkarlarına değil, oluşturdukları topluma ve hatta genel anlamda insanlığa hizmet edecek türdeşlerini, hizmetin gereklerini yerine getirdikleri ölçüde benimseyip başlarına seçtikleri, hizmet bittiğinde ya da iyi yapılmadığında da tasfiye Ettikleri, halka açık, halk için ve zaten halkın iradesine bağlı bir yönetim biçimidir.
Önce kafalar demokrat olmalıdır ki, ailede demokrasi olsun. Aile içinde demokrasi olmalıdır ki sokağa, yani agora ya dökülsün, politikaya can versin ve siyasal partilerin temsiliyetinde toplum geneline, ülkeye yansısın...
Toplumsal yaşamın gününü ve geleceğini biçimlemekle görevli böylesine önemli bir temsiliyette, kişisel sadakata yer yoktur, hayır!
Yararı dokunan kalır, zararı dokunan gider.
İster iktidarda olsun, ister muhalefette, siyasal bir parti, eğer demokratsa, temsil ettiği halkın istem ve beklentilerini karşılayamayan bir politikacıya vefa göstermeye kalkarsa, bizzat varlık nedeni demokrasiye ihanet etmiş olur.
Dün, Ulusal Kriminal Bürosu’nun Deniz Baykal’ın istifasına yol açan video görüntüleriyle ilgili açıklamasını izledim. Yetkinliğinden kuşku duymadığım uzmanlar, kasetin montaj olduğunu, cinsel ilişki izlenimi veren ve Baykal’a atfedilen görüntülerin düzmece olduğunu söylediler. Doğrudur.
Başka bir deyişle, Deniz Baykal eşine ihanet etmemiş. Ama etseydi bile beni ilgilendirmediği gibi kimseyi de ilgilendirmemesi gerekirdi. Baykal, Baytok ya da bir başkasının, özel yaşamında, mahremiyet alanına giren kişilere sadakat ya da ihaneti, ancak o kişileri ilgilendirir, başka hiç kimseyi değil.
Deniz Baykal’ın yatakta ne yapıp yapmadığı değil, CHP’nin başkanlığında ne yaptığı, demokrasiye ne kattığı, Türkiye’ne ne verdiği ilgilendiriyor beni, ilgilendirmeli hepimizi.
İşte bu kapsamda, eşine ihanet etmiş, etmemiş ne yazar, partisine, seçmenine ve sosyal demokrasiye ihanetle suçluyorum, kendisini!
1995’te “Deniz’i beklerken” diye bir yazım yayınlanmış, Türkiye’nin makûs talihini değiştirecek adam diye umut bağlamışım zamanın başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı Baykal’a.
Tam 13 yıl beklemişim, beklemişiz sosyal demokratlar olarak denizin taşmasını, hayallerimizi engin ufuklara taşımasını, “Belki bu sefer, bu kez...” diye diye, boşuna.
2007’de taşmış sabrım, yine de ancak 29 Ocak 2008’de dökülebilmiş kelimelere, Vatan’da “Deniz Baykal’a açık mektup” yazmışım:
“...Bizler, yurttaşlık görevimizi yaptık: Size olan inançsızlığımıza rağmen, salt cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak adına 2007 seçimlerinde CHP’ye verdik oylarımızı.
Ama siz, hem görevinizi yapmıyor, hem de bedelini ödemiyorsunuz, Sayın Baykal...” diye başlayıp, iki yıla yayılan bir yazılar yelpazesinde, CHP’nin MKY üyeleri için de “ihtiyarlar heyeti” nden “politbüro” ya açılan öfkeli bir tavus kuşu kuyruğu donatmışım.
Hayır, demokraside vefa yoktur. Olmamalıdır. Demokrasi siyasal ve toplumsal bir ahlak gerektiren, ama acımasız bir mücadeledir, başaran kalır, başaramayan gider.
Deniz Baykal, gitmemeye kararlıydı. Hatta uzun yıllardan beri artık hak etmediği CHP başkanlığını koruyabilmek uğruna örgüt içi demokrasiyi kilitlemiş, kendisiyle birlikte yavaş yavaş ölmeye mahkûm etmişti, partisini ve sosyal demokrat seçmenin daha hakça bir düzen umutlarını.
Demokrasinin vefası yoktur, ama ilkeleri vardır ve siyasal onur, bu ilkelere sadakat gerektirir.
Deniz Baykal, böyle bir siyasal onur gereği, çoktan istifa etmeliydi CHP başkanlığından. Baykal’ın tasfiyesine yol açan video, belki düzmece, kuşkusuz düzmece.
Ama demokrasiye ve sosyal demokrasiye ettiği ihanet, çok uzun zamandan beri gerçek.