Kim kardeş, kim kalleş?
Vatan · 10 Haziran 2010
Diploma, öğrenime dayalı bir yetkinlik belgesi olup, uluslararası ilişkileri düzenleyen anlaşmalar biliminin evrensel adı, “diplomasi” sözcüğünün “diploma”dan türemesi, boşuna değildir. Diplomasi, “Barışı korumak ya da sağlamaya yönelik bir siyasal pazarlık ve temsiliyet sanatıdır” diye tarif edilir. Bu sanattan “kurnazlık” anlaşılır ve diplomasi de her şeyden önce kurnazlık gerektirir.
Ama diplomalı kurnazlık...
Ne var ki gerek diploma, gerekse diplomasi sözcüklerinin Yunanca kökü, aynı zamanda cisimleri çifte görme bozukluğu “diplopi” ve zoolojide kırkayaklar alt sınıfının bilimsel adı “diplopoda”ların da türemesine yol açmış, böylece baktığını çift görüp kırk ayağı birbirine dolaşan “diplomasız diplomatlığa” da geçit vermiştir. Türkiye halen, çok doğru bir dış politika deviniminin, çok yanlış yönetildiği için mihenginden çıktığı bir süreçte, kendi salvosunun hedefi haline geldi.
Başka bir deyişle AKP hükümetinin ayakları, doğru belirlediği yeni dış politika yolunda birbirine dolaştı ve Gazze’ye kaldırdığı gemi, İsrail saldırısından öteye Türkiye’nin tehlikeli sulara sürüklendiği bir “yalnızlık gemisi”ne dönüştü.
Neden?
Çünkü her şeyden önce PKK’yı besleyip desteklediği için mücadele edilmesi gereken İsrail ve İsrail demek olan ABD’ye, Gazze ve İran upperden kafa tutarken -ki, rakibi zayıf yerinden vurmak da diplomatik bir yöntemdir- seküler bir devlet üslubu değil, imana dayalı, dolayısıyla ayrımcı ve karşı saldırıya açık bir üslup kullanılmıştır.
İslamcı üslup, sadece İslamcı olmayanların karşı saldırısına su taşımayıp, Asya zirvesinden bile İsrail’e yaptırım çıkaramadığı gibi, Gazze için arabuluculuğu bizzat Hamas tarafından reddedilen Türkiye’yi yalnızlaştırmakta kalmıyor, marjinalleştiriyor. Üstelik, İran dahil İslam âleminin “baba”lığına soyunanların ağzında İsrail’e karşı, dolayısıyla ABD ile mücadele, sahtekârlık kokuyor.
Galataport’un Ofer’lere, mayınlı arazilerin İsrail’e ihalesine karşı çıkan bizler olduk, onlar taraftar. Türkiye’nin yerel tohumlarını Amerikan/İsrail tohumlarıyla yok eden GDO çocukları biz değiliz. Tarım arazilerini, Monsanto’ya Cargill’e peşkeş çeken, Türk insanını İsrail/Amerikan ortaklığı bu şirketlerin zehirli ürünlerine “denek” diye kullandıran, biz değiliz.
***
Ne gariptir ki, hem hocaya hürmette kusur etmeyip, hem AKP’ye bayrak sallayan, Ankara’daki hükümetle Pennyslvania’daki gölge kabine ters düşünce “bey”i mi tutacağını, “el”i mi öpeceğini şaşıran kimi basın erbabı da en az onlar kadar ABD’yle iç içe.
Tam AKP’nin ABD ve İsrail karşıtı politikasını alkışlarken, dilleri Hoca Efendi’nin balans ayarına maruz kalan bu zevat da çocuklarını Amerikan pasaportu olsun diye ABD’de doğuran, zaten yılda bir kez New York’a gitmezse yaşayamayan türden...
Bu ne diyet, ne hamburger, demek gerekiyor herhalde. Ya da bunca çarpıklığı düz yazmayı bırakıp, dizelere sığınmak:
“Dünya fani dostum/Geçmek lazım/ Gül ağacına umut/Ekmek lazım
Sen, ben mi/Onlar mı kavgasında/Kardeş mi, kalleş mı/ Görmek lazım
Hiç durmadan/Uslanmadan/Hayat nedir/Sormak lazım
Kanat çırpan/Güvercine/Hürriyeti şimdi/Vermek lazım...” (*)
(*) NERHAN HEPŞEN’in “Aşka Doymadım” şiirinden alıntıdır.