Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Şiirsel politika

Vatan · 14 Haziran 2010

Doğu ile Batı demeyeceğim, eksen kaymasına uygun dilde söyleyeceğim: Şark mantığı ile Garp mantığının yol ayrımı, şiirle nesrin yol ayrımıdır.

Şark, düşünce ve ifadede şiiri yeğler. Garp ise düz yazıyı. Osmanlı başta, tüm Şark tarihinde düşünürlerin kafiyeli felsefe üretmesi, muhaliflerin hicivlerle öne çıkması boşuna değildir. Oysa Garp’ta, düşünce ekolleri düz yazıya dayanır. Düz yazı şiirsel düşünceyi değil, şiir düz yazı fikri desteklemek için vardır.

Şiire ya da düz yazıya yönelik tercih farklılığı, mantık sistematiğini etkiler. Şark’ın ifade özgürlüğü vezin endişesiyle kısıtlıdır, serbest vezinde bile dizelere “uyak” bulacak biçimde düşünür, çoğu kez temel fikri “uyak”a feda eden bir esneklik geliştirir. Böyle bir esneklik, mantığın yaşama uygulanma aşamasında eğilirlik, bükülürlük, el etek öpme zanaatından döneklik sanatına, epeyce bir oynaklığı beraberinde getirir... Garp’ın düz yazıya doğru orantılı gelişen düşünce sistematiği, insanlığın ne yazık ki ortak alçaklığı, oynaklık ve dönekliği önlemez. Ama eğilip bükülmeyen omurgalıların eline de, diline de gerekli silahı, insanlığın ortak alçaklığına karşı mücadele edecek fikir sağlamlığını verir!

***

Başbakan Erdoğan, Şark kültüründe şiirin öneminin farkında olduğu içindir ki, çoğu konuşmasında ozanlara gönderme yapıyor, DNA’sı “uyaklı” kitlelere, şiirlerle süslü söylevler çekiyor. Zaten Şarklılıkta şiirin siyasal etkinliğini de önce bir şiir yüzünden hapis yatarak, ardından başbakan olarak bizzat tatmışlığı var. Dolayısıyla doğru bildiği yolda kafiyeli gidiyor, düşüncelerini şiirlerle ifade etmeyi sürdürüyor.

Türk Arap İşbirliği Forumu’nda, Mehmet Akif’ten okuduğu “Türk Arapsız yaşayamaz, kim ki yaşar der, delidir/Arabın Türk, hem sağ gözüdür, hem sağ elidir...” dizeleri de, tartışanların da DNA’sına kazılı “şiirsellik” yüzünden ciddi ciddi, epeyce tartışıldı.

Oysa Sayın Başbakan, 2007 yılında Nevruz ateşini yakar ve demir döverken, Kürtlere de Nâzım Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşcesine...” dizeleriyle açılım yapmıştı.

Mehmet Akif, hem milliyetçi hem ümmetçi, bugünkü deyişle Türk/İslam Sentezi’nin imanlı bir evladıydı. Nâzım Hikmet ise tüm dünya halklarının “enternasyonal” ölçülerde birleşmesini savunan bir komünist. Oysa Sayın Başbakan’ın Nâzım Hikmet’ten yaptığı alıntıların Mehmet Akif’ten yaptığı alıntılardan aşağı kalmadığı biliniyor. İster istemez, acaba kendisi hangi dizelerin ozanıyla özdeşleşiyor, hangisinin fikirlerine daha yakın, sorusu geliyor, akla.

Çünkü Sayın Başbakan eğer Mehmet Akif’ten yana ağırlık koyarsa, alıntı yaptığı şiirin devamı şöyle: “Birbirinden müteferrik bu kadar akvamı/Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir/ Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir/Arnavutlukla Araplıkla bu millet yürümez/Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!”

Yok Nâzım Hikmet’den yanaysa, Mehmet Akif’le taban tabana zıt olması gerekir ki, bu uyuşmazlık, usta Nâzım’ın “Meşin Kaplı Kitap”ında yazılıdır: “Yazık yazık bize ki bir çırağ gibi yandık/Ne gökten necat geldi ne bir parça merhamet/Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet/Sade bir satır dua, bir tütsü buhur verdi/Masal cennetlerinin yollarını gösterdi/Ne beş vaktin ezanı ne anjelüs çanları/Zincirden kurtaramadı yoksul çalışanları...”

***

Ah, ah... Şarklı mantığın, fikri şu kafiyeye uydurmak zorunluluğu yok mu, ozanların ağzından şiirsel konuşacağım derken, alttaki kavalı unutturup şeşhane üstüne neler söyletmiyor ki insana?

Ne yazık ki gerçek gündem, düz yazı mantığı. Nâzım’lı Kürt açılımının nereye vardığı düşünülecek olursa, Mehmet Akif’li Arap açılımının da nereye varacağı belli...

Ama sonu beklerken boş durmadık, Türkiye’de binlerce kişinin kanına giren PKK’yı ve Abdullah Öcalan’ı yıllarca barındıran Suriye ile kan kardeşi olduk. Keza, Kuzey Irak yönetimiyle kankayız. Yıllarca Türkiye’ye “hizbullah” ihraç eden, faili meçhul onlarca cinayet işleten İran’ın bir numaralı destekçisiyiz. Aynı yıllar boyunca tüm uluslararası davalarda Türkiye’ye arka çıkmış İsrail’i ise 9 cenaze yüzünden “asla” bağışlamayacağız...

Şiirsel mantık, işte böyle bir şey.