Kolay ihanet
Vatan · 21 Haziran 2010
Ne zaman döner bilinmez ağlayan şafak
İki dağın arası yitip gidenler için
Hayatın kapalı boşluğa açılan kapısı
Beklemektir olgunlaşan bir çocuğun ezberinde
İnce bir sızı dökülür toprak damlardan
Herkes seyreder kendi dışında kalanı
Ya hiç gelmeyecektir bahar
Ya kendini çürütecek yürekte kuruyan kan
Yanlış yaşamlar gibi sallanır ağaçta ağıt
Ölüm bir kez konuşacak
Yaşamınsa her sabah yeniden girilir kapısından
Cevat TURAN (*)
Muhalif medyayı susturmak kolaydı. Vergi salmak, kanal kapattırmak, gazete batırmak, kapatılanı, batırılanı el etek öpene sattırmak, kolay. Sesi çıkanı içeri almak, dışarda kalanda “konuşursan, yazarsan, yazdırırsan, basarsan, çalıştırırsan, senin de ümüğünü sıkarım ha...” korkusu yaratmak ise çocuk oyuncağı. Kimse yoktu, çünkü arkalarında. Hâlâ yok. Zaten hukuk da yok. Ne AB’nin avukatları, ne ABD’li ajanlar, ne İsrail. Yani ne silah, ne de külah.
İmralı’daki mahpusu susturmak zor tabii. Tecrit etmek, bir dediğini iki ettirmek, emirlerini ilettirmemek, köşe yazısı yazdırmamak, hem de yabancı basına, ele güne karşı, olur mu hiç? Ayıp.
AB hukuku var çünkü arkasında. İnsan hakları var, cani mani, o insan... İki yıldır neyle suçlandıklarını bilmeden hapiste yatan muhalifler değil. İmralı’dan “Saldırın!” buyurup öldürttükleri, hiç değil! Üstelik, ABD var İmralı’daki torpillinin arkasında, Kuzey Irak’taki Amerikan çıkarları var, İsrail’in hesapları var, CIA, MOSSAD, sürü sepet avukat, propaganda, diaspora, silah, külah, artık ne ararsan, var oğlu var. Sıkar mı sıkar tabii, İmralı’dakini susturmak.
“Açılım” kolaydı. Alt kimlik, üst kimlik diye milleti çatıdan indirip ümmeti çıkarmak, işten değildi. Geeeel, geeel, ister katil ol, ister caniii, diye çağrılanlar milyarlık ciplerde sınırdan girerken selam durmak, zafer işaretlerine davul zurna vurdurmak, sinirlenmesinler diye bayrakları indirmek, yargıçları ayaklarına götürmek kadar kolay oldu, ulusal davayı gömüp etnik ayrılıkçılığı şımartmak.
***
Oysa bölgeye yatırım zor, işsizliği bitirmek imkânsızdı. Vergi denetçileri muhalif medyayı batırmakla görevli, muhalif medyaya reklam veren işverenleri korkutmakla meşgulken, İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i bölüşen Kürt aşiret ağalarını sigaya çekemez, denetleyemez, ceza kesemez ve “var olmak istiyorsan git, bölgeye yatırım yap”, diye zorlanamazdı elbet! Hele mafya, ne vergisi, ne denetimi, ne cezası?
Bakan, vali, belediye başkanı gibi muktedir zürriyet çocuklarının ortak olduğu Rus turist otelciliği, emlak rantçılığı, çöp toplama vb. tezgâhlarına değil ilişmek, ilişmeyi düşünmek bile olmazdı!
Devlet mi?
Bursa Ovası’na fabrika kurmak kolay, Hakkari’ye, Şemdinli’ye tavuk çiftliği zordu. İstanbul’a burgu kuleler dikmek kolay, Diyarbakır’da hayal kurmak zordu. Maliye Bakanlığı’nı İstanbul’a taşımak kolaydı, ama Bayındırlık Bakanlığını Şırnak’a taşımak...
Ve kolaycılar, Bitlis’e, Batman’a, Siirt’e çok gördükleri sermayeyi, gittiler Kuzey Irak’a yatırdılar. Yatık basın kompradorları, “ABD böyle istiyor, Kuzey Irak’a yatırınca Türkiye’nin güneydoğusu kalkınacak!” diye alkışladılar. Devlet, Talabani’sini Barzani’sini öpüp başına koydu, sırtını sıvazladığı Türk girişimciler, Kuzey Irak’a sermaye yağdırdı. Türkiye’nin güneydoğusunu kalkındırmak zordu, ABD emretmişti, Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurmak kolay... Silopi’ye, Cizre’ye, Beytüşşebap’a, Çukurca’ya, Yüksekova’ya zırnık yatırmayanlar, Kuzey Irak’a 500 Türk şirketiyle çıkarma yaptılar. Türkiye’nin güneydoğusuna çivi çakmayanlar, Erbil’e, Süleymaniye’ye fabrikalar, hastaneler, barajlar, köprüler kurdular, ihya ettiler Kuzey Irak’ı.
Zordu Türkiye’yi korumak, kolaydı ABD’nin Kürt eyaletini kollamak. Barzani’yi kovalamak zor, pışpışlamak kolay.
Zor şimdi sınırı geçirmemek, kolay sınır dışına çıkmak.
Kolaycılığın kucağında, yaşatmak zor çocuklarımızı, öldürtmek kolay.
Sadakat açlık, ihanet tokluk.
Türkiye’ye sadakat zor, ihanet kolay.
(*) İnsanın Üşüdüğü Yer/Komşu Yayınları, 2009