Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

Pencere

Vatan · 22 Haziran 2010

Uygarlığın tanyeri kolay ağarmadı. İnsanoğlu ateşi ne zaman buldu, bilinmiyor. Ateş gece karanlığında küçük bir aydınlıktır; ama insan aklının aydınlanması için tarih babanın sabrıyla uzun süre beklemek gerekiyordu.

Karanlığın koyuluktan alacalığa dönüşmesi için ne kadar süre geçti, sorusunu yanıtlamak da güçtür. Zifir rengindeki göğün ötesinden berisinden belli belirsiz ışınlarla delinmesi, sonra karanlığın daha da yoğunlaşıp toplumların üstüne çökmesiyle geçen yüzyıllar, kaç kuşağı toprağa gömdü?

Tarihte örnekleri var; kimi zaman tanyeri ağarır gibi olmuş; insan “gün doğuyor” diye umutlanmış, sonunda yıkıcı bir düş kırıklığına uğramıştır.

Geçmişin bir evresinde din bağnazlığı, dünyanın her yerinde birbirinden ayrı gibi görünen, ama özde bir sayılan düzenler kurmuştu. Düzenlerin temel kuralı neydi? İnanacaksın, tapacaksın, düşünmeyeceksin, kuşkulanmayacaksın, yalnız emirleri yerine getireceksin; Tanrı adına yeryüzünde egemenliği elinde tutan buyurganların kurduğu düzeni, aklın süzgecinden geçirmeden benimseyeceksin.

Kim ki bu düzeni değiştirmeye kalkar, yine Tanrı adına katli vaciptir.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye gezegenimizi saran bu düzene -yine tanrılar adına- başkaldıranların karanlığı dağıtmak yolunda katkıları büyüktür. Batıda “Reform” devinimi “Uyanış” ve “Aydınlanma” çağlarının belirleyicisi değil mi? Luther’in Roma’daki Papa’ya kafa tutması, yine din adınaydı; dinsel mantığa dayanıyordu, ama akıl yolunu açarak insan düşüncesine kilisenin kubbesi altında sıcak bir mum yaktı.

Peki, Luther’den öncesi yok muydu?

Tarihte hep öncüller ve ardıllar vardır. Hiçbir olgu, bir oluşumun omurgasına eklemlenmeden gerçekleşemez. Ayrıca Kathar Şövalyeleri’ni tanıdığımız zaman, insanlığın soyağacında Şeyh Bedreddin’e ne kadar yakın bir dal oluşturduğunu düşünüyoruz. İki akımın da karanlığın cellatlarına boğdurulması, yazgılarındaki benzerliği vurguluyor.

Kathar Şövalyeleri, kilisenin buyruğuyla odun ateşlerinde yakıldılar. Biliyoruz ki tarihin karanlığında yakılan her insan geleceğin aydınlığında bir kıvılcım oluşturmuştur ve her kanlı yenilgi daha sonraki dönüşümlerin tohumlarını toprağa serpmiştir.

Nâzım Hikmet bu gerçeği, idam fermanını algılayan Şeyh Bedreddin’de dile getirir:

Bedreddin gülümsedi,

Aydınlandı içi gözlerinin,

dedi:

- Madem ki bu kerre mağlubuz

netsek, neylesek zaid.

Bu kerre mağlubuz, dedi Bedreddin; bu sözün içinde geleceğe güven var.

Elinizde tuttuğunuz bir tarih kitabı değil. İnsanlığın damarlarında dolaşan özsuyun kaynaklarından birini size tanıtan bir öykü,roman ya da başka tür, ama kesinlikte masal değil, gerçekliğin soylu bir serüveni.

Pirene Dağları’nın kuzeyinden başlayan insana dönük bir inanç akımının sosyal adaleti içeren toplumsal bir düzene dönüşmesi; sonra da Türkiye’nin ovasına, kasabasına ulaşan rüzgârlara karışması, tarihte ilginç sayfalar oluşturuyor. Türkiye’de bugün bile “vicdan özgürlüğü” ve “sosyal adalet” gündemin birincil maddeleri değil mi?

Bu kitap, Oksitanya’daki odun ateşinde yakılan ya da Serez Çarşısı’nda asılan insanın serüvenidir. Her zaman yinelendiği gibi insan kolayca insanlaşamadı; bugün de önümüzdeki yol kısa değil.

İlhan Selçuk

1989

***

Beyaz atlı değil, kendi deyişiyle “beyaz etli” bir şövalyeydi. Silahşör değil, kalemşor. Bileği kırılabilir, ama bükülmezdi. Değeri biçilemezdi, çünkü satılık değildi. Kalemi hiç eğilmedi, doğrularına inandı, inandığını savundu.

Cumhuriyet’te odasına uğradığım bir gün, yazı yazıyordu, hüzünlüydü. Arkasına yaslanıp, içini çekti: “Senin de başına gelecek, ölen arkadaşların için yazacak ve yazıların sayısı arttıkça, yaşlandığını anlayacaksın!” demişti.

İlk kitabımın(*) önsözünü de o yazmıştı. İlhan Selçuk’u kimse, İlhan Selçuk kadar öz yazamayacağı içindir ki, yukardaki önsöz alıntısı, onun hayatın bir ucundan diğerine duruşunu kendi anlatımıdır.

Ey aydın insan, ey ustam! Işığını yaşatacağız ve Türkan Saylan gibi senin de ömründen çalanları, tutacak bir gün ahımız.

(*) Gülün Öteki Adı/Literatür, 2008 (11. Baskı)