Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

İçinden istihbarat geçen romanlar

Vatan · 29 Haziran 2010

Türkiye’de çok kaliteli casusluk romanları yazıldı, yazılıyor, biliyorum. Ama sanıyorum, -yanılıyorsam bildirin- benden başka “kadın” casusluk romanı yazarı yok!“Gizli istihbarat” dendi mi ödü kopan, ajan majandır diye pek çok haber kaynağından gazeteci olarak bile uzak duran bendeniz, kahramanlarımı niye casus oldurdum, neden casusluk romanı yazar oldum, vallahi bilmiyorum. Kuşkusuz çok severek devirdiğim polisiye edebiyatta, casusluk romanları ağır basıyordu, okur profilim gazetecilikle çarpışınca, okumayı sevdiğimi yazıyorum. Sinek Sarayı’nda masum masum mimarlık yapan iki kahramanım da cani Nejla’ya uydu, AB’nin gizli istihbarat servisine kapağı atıp, gerektiğinde göz kırpmadan adam öldüren casuslara dönüştüler Bir Gün Gece ve Destina’da...***Geçen hafta sonu, Fransa’nın Akdeniz kıyılarındaki sevimli kenti Frontignan’da düzenlenen Uluslararası Polisiye Edebiyat Festivali’ne katılana kadar tüm casusluk romancılarını, kendim gibi, gizli servislere dair topladıkları bilgileri siyasal öngörü ve hayalleriyle birleştirerek yazarlar sanırdım. Aralarında David Peace, Mons Kallentoft gibi dünyaca ünlülerin bulunduğu 37 polisiye yazarın hepsi, elbette casusluk romancısı değildi. Ama casusluk romancılarının ezici çoğunluğu, düşündüğüm gibi konuya “dışarıdan” hâkim, normal insanlardı.

Biri hariç: Percy Kemp, stratejik istihbarat uzmanı ve halen, METS (Orta Doğu Taktik İnceleme Merkezi) danışmanı olarak, casusluk romanlarını “içeriden” yazar gibi duruyordu... Festivale, iki kişilik spor arabasıyla geldi, gündüzleri beyaz keten ceket üstüne panama şapka, geceleri papyon kravat altına smokin giydi, sigarasını zarif bir ağızlıkla içti ve yazar/okur/gazeteci tayfasını kibarlığıyla mest etti!

Annesi Lübnanlı babası İngiliz Percy Kemp’i tanıyana kadar, James Bond’u, yazarı Ian Fleming’in hayal ürünü sanırdım. Fizikleri benzemese de, özellikle Sean Connery’nin canlandırdığı James Bond gibileri varmış meğer, Büyük Britanya’nın “stratejik istihbarat” uzmanları arasında ve silah değil, kültür kullanırlarmış!

Percy Kemp, stratejik istihbarat uzmanlığıyla birlikte casusluk üstüne roman yazarı olmadan önce Oxford’da tarih, Londra Üniversitesi’nde Doğu ve Afrika Bilgileri okumuş, Sorbonne Üniversitesi’nde de doktora yapmış. Antik Yunan edebiyatı da ayrı bir uzmanlık alanı...

Kendisiyle elbette ahbap olduk, çünkü Türkiye’yi avucunun içi gibi biliyor, romanlarında kurduğu “strateji”lerde de Türkiye’nin mutlaka bir yeri oluyor.***Yabancı basında “jeopolitik strateji” yorumları da yayınlayan Percy Kemp’in bir makalesi var ki, sevgili Haluk Şahin hocamızın hem hoşuna gidecek bir başlık, hem de “Troyalılar Türk müydü?” kitabındaki tezi haklı çıkarır bir içerik taşıyor. Çanakkale Savaşı’nı Truva Savaşı’yla özdeşleştiren Percy Kemp, yazısında Mustafa Kemal’i “tuzağa düşmeyen Hektor” olarak tanımlıyor ve Türklerin makûs tarihini değiştiren dehanın, Atatürk adını fazlasıyla hak ettiği gibi Atatruva, diye de anılabileceğini savunuyor. Zaten makale de “Mustafa Kemal Atatruva” başlığını taşıyor! Makale, kuşkusuz Türkiye’yi yücelttiği için yabancı basın organlarında yayınlanmamış. Şimdi benim elimde. Belki bir gün, Türkçeye çevirir, sizlerle paylaşırım. Ama Percy Kemp’in 2002’de Fransız Nouvel Observateur dergisinde yayınlanan bir makalesi var ki, “stratejik istihbarat”ta bir kehanet niteliği taşıyor. “İstanbul arzusuyla Ankara korkusu arasında Arap İslam” başlıklı makale: “Muhtemel bir Türk Arap yakınlaşması, İslam dünyasının Hristiyan Batı karşısındaki bozgunu izafi kılacak ve Ankara eksenli yeni bir İslam yapılanması, Türkiye’yi yıllardır ve pervasızca, dün komünist, bugün İslamcı düşmanlarıyla kendisi arasında tampon bölge gibi kullanan Avrupa’yı ister istemez Müslüman Akdeniz’e açılmaya zorlayacaktır...” saptamasıyla bitiyor. Yıl 2002. İlginç değil mi? Frontignan festivali, gerek Percy Kemp, gerekse benim için “istihbarat” alışverişi dışında da verimli geçti ve dünkü LibÈration gazetesi sadece 6 yazardan alıntı yapmıştı, ikimiz de “altılı ganyan”da yer aldık!